2016 Yılı
Aldıkları ile verdikleri ile bir takvim yılı daha geçti bitti. 2011 yılında boşandığımdan bu yana yazmaya başladığım bu blogda, sanıyorum her sene “bu yıl ne öğrendim” konulu yazılar yazıyorum. Ümit ederim ki seneye bu zamanlar, böyle bir yazı daha yazmam. Blogu kapatmayı düşündüğüm içim demiyorum bunu, zamanla kavga etmeyi bıraktığım için diyorum. Hem belki daha sık yazarım öğrendiklerimi, yıl sonuna biriktirmem.
Son 12 ay benim için bundan önceki onlarca 12 aylar kadar dönüştürücü oldu. Otuzlu yaşlarımın başından bu yana her tecrübemden ders çıkarıp bilinçli, çok kavgalı, kendime kızmalı-acımalı dönüşümler yaşadığım için, geçtiğimiz takvim yılı da farklı olmadı. Kişisel dünyamda zorluğundan çok mutlu anlarımın olduğu bir yıl oldu, ne şanslıyım ki. Bir anne olarak büyük adımlar attım; oğlum ergenliğe, “on artı” yaşlarına girdi, çocukluk gitti, gençlik geliyor. Yeni bir keşif bu benim için bir anne olarak neredeyse boyum kadar bir çocuğumun olması hali…
Kilo verdim, spor yaptım. İçime döndüm, çok derinlerime. Sabırlı olmayı, sakin olmayı, oradan oraya atlayıp zıplayan maymun zihnimi ehlileştirmeye öğreniyorum. Koşulsuz sevgiyi öğreniyorum.
2016 yılı çok iyi bir yıl olmadı, kabul. Korku dolu, korkunç, bol kayıplı bir takvim yılı daha oldu. Gençliğimiz ikonlarından kayıplarımız oldu, darbe “kalkışması” yaşadık, patlamalar, daha çok patlamalar, doğal afetler, kazalar, politika, pis politika, çok daha pis politika. Irkçılık, cinsiyetçilik, homofobi, din, dinsizlik, dindarlık…. Türkiye’ye üzülürken, sosyal medya sağolsun; dünyanın her yerinde toplumların bezer süreçlerden biraz farklı şekillerde geçtiğini gördük. Göremediysek de bakmayı öğrendik.
Özgürlükler ülkesi Amerika ile özgürlükleri sınanan ülke Türkiye arasındaki temel hak ve özgürlükler alanındaki 5 benzerliği bulun…
Oyun gibi yaşantılarımız oldu, korkunç bir bilgisayar oyunu gibi.
Gitmeyi istedik, kalmayı seçtik. Gidenler var, gidecekler var ama ne olursa olsun burada bulunduğumuz sürece hem kenetlendik birbirimize hem de birbirimizden ayrıldık… Pis ayrıldık hem de.
Biraz daha anladık bazımız bazılarımızı, biraz daha sağır kaldık anlamak istemeyen kulaklara.
İşin komiği ise hepimiz özgür, aydın, huzurlu ve bereketli topraklarda yaşamak istedik kendimizde; o hani bu sene kaybettiğimiz yıldızların hayatımızda var olduğu gençlik yıllarımızdaki gibi. Belki de bu yüzden çok ağır geldi bazı ölümler; kaybolan sadece sevdiğimiz insanlar değil, bildiğimiz, tanıdığımız ve deneyimlediğimiz ümit ve heyecan zamanlarının hatırası. Hepimiz aynı temel şeyleri istiyoruz, sadece yaklaşımlarımız farklı.
Şimdi ben size bundan sonraki takvim yılı, 2017, dönüşüm yılı olsun desem…
Size desem ki, “neden suçluyorsunuz 2016’yı kötü olan her şey için, sebebi o değil ki” desem…
Desem ki; zaman bir illüzyon, tek gerçek bu anınız…
Beni bir “new age hippi” olmakla suçlar mısınız?
Çok bir şey bilmem ben. Sanat bilgim eh, edebiyat yaaanniii, bilim hmm, politika pof, felsefe pff… Ama çok iyi bildiğim, emin olduğum bir kaç şey var:
Hayatımın ve hislerimin sorumluluğunu almalıyım. Kaybı için bu kadar üzüldüğüm Leonard Cohen’i yıl içinde ne kadar dinledim ki, onu anlamak için, tanımak için ne kadar çabaladım ki? Ne kadar zaman ayırdım? Üzülmek ile isyan etmek arasında çok ciddi fark var. Yaşam sana verdikleri için teşekkürlerini görmez ise, geri almaktan hiç çekinmez. Bu doğa, sosyal haklar, özgürlük ve huzur için de aynı derecede geçerli. Sahip olduğum ne var ise çabalarım sayesinde var, kaybettiğim ne var ise ya zamanı geldiği içindir ya da yeterli kadar sorumlu olup sahip çıkmadığım içindir. Bu bilinci bireyden topluma yayarsak, o hashtag olarak kullanmaktan çekinmediğimiz ve bana çok acımasız gelen “zalimsin zaman” söylemi gerçekleşmez. Zaman değil zalim olan; insan! İsyan etme.
Yaşadığım kötü şeyler için birilerini suçlamayı bırakmalıyım. Boşanmamıza sebep olduğu için kocamı, beni yalnız bıraktıkları için ailemi, iş yerimde beni üzen olayları, ülkemin durumu için politikayı, dengesizleşen doğa için plastik atıkları vs. sonsuza kadar suçlayabilirim ama işin gerçeği şu: hayatta insanın başına her şey ama her şey gelebiliyor. Ayağın çamura bulandığı zaman ya oturup ayağım çamurlu diye ağlayıp hiç bir şey yapmayıp, çamurun orada kurumasına izin verebilirsin; ya da bir su bulup ayağını yıkayıp yoluna devam edebilirsin. “Bombalar patladı, bunda benim hiç bir suçum yok, suç devlette” yok. Ben acaba birey olarak ne yaptım ve bundan sonra ne yapabilirim? Hiç bir şey yok deme; mutlaka vardır, mutlaka. Hiç olmadı birilerinin bir an için gülümsemesine sebep olabilirsin, daha az çöp yaratabilirsin, birilerine yardım edebilirsin, kendini geliştirebilirsin.
Şükür etmeliyim. Her zaman benden daha zor durumda olan biri mutlaka vardır, yaşam nankörü sevmez. Haksız yere benden çok daha iyi durumda olan da var muhakkak; vicdan esastır. Şükür etmeyi öğrenmek insana hayatın biraz komik, esprili ve aydınlık tarafından bakmasına da yardımcı olur. En son bombalama olayından sonra söylentiler yayıldı “devlet bankadaki paraya el koyacak” diye. “Neyse ki bankada ne devlete ne de kendime verecek param yok” dedim bir arkadaşıma. Buna da şükür. Şükür etmek aza tamah etmek değildir. Kendine, yaşadığın ortama, vatanına yeteri kadar değer verirsen her zaman daha iyisini istersin; buna çabalarsın. Daha fazlası değil, daha iyisi.
Öğrenmekten vazgeçmemeliyim. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu başka bir dönem olmamıştır insanoğlu tarihinde. Merak etmelisin, bir çocuk kadar merak etmeli evreni ve barındırdığı her şeyi. Başka hiç bir şey düşünmeyecek kadar içine girmeli öğrenmeye çalıştığın konunun, bir konu bir başka konuyu açmalı, araştırmalı. Dahası anda kalmanın da en iyi yoludur öğrenmek. Kapılıp gitmeli. Öğrenme halindeki an ne 2016’dasın ne 2017’de. Bilginin sonsuzluğundasın.
İyi bir anne olmalıyım. Bu her an çocuğun yanı başında olmak demek değil ama ilgili ol. O konuşmuyor diye sen iletişimi kesme, ilgi alanlarını öğren. Bir şekilde sana açılacaktır. Çocuğuna sorumluluk ver, yerine getirmezse de gerekirse uyar, kız. Para biriktirmesini iste. Babası ve baba taraflı ailesi ile saygılı ve güzel bir ilişkin olsun. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama anlayış ve iletişim esastır. Bu bile çocuğunun huzuru için çok kıymetli. O şu anda kendini bir birey olarak yapılandırma, oluşturma, olgunlaşma aşamasında; ona karşı nazik ol, sabırlı ol. Çıkışlarını kişisel algılama.
Koşulsuz sevmeliyim. Bu da demek oluyor ki sevgine karşılık bulmuyorsan sevgini verdiğin insana kızma, gücenme. Sevmeyi bir anda bırakamazsın ama sevgin acı verdiği anda uzaklaşabilirsin. Sevginin tersi nefret değildir, kayıtsızlıktır unutma. Ya koşulsuz sev ya da kayıtsız kal. Sen seviyorsun diye sevdiğin insanlar seni sevmek zorunda değil ama unutma, yüreğin paspas değil, kimse üzerine basıp geçemez; kendini koru. Egonu söndür, o sana ancak korku tünellerinde ışık olur. İletişiminde açık ol, suçlama ile değil; hislerinle.
Sosyal medyada sorumlu olmalıyım. Paylaşımını yaptığın haberleri sorgula; panik, heyecan ve korku ile acele ile paylaşmamalıyım. Mümkün olduğunca güzel haberleri paylaşmalıyım. Bu dünyanın daha çok güzelliklere ihtiyacı var. Kötü haberler para kazandırıyor ve ana akım medya ve niyeti bozuk insanlar zaten bundan ekmeğini yiyor. Sen güzeli ve mutlu şeyleri yaymayı kişisel görevin olarak bil; bunu ciddiye al. Paylaştığın her bir kötü haber için üç güzel gelişme paylaş. Bu dünyada kötü kadar güzel şeyler de oluyor, bunu hatırla ve hatırlat. Dedikodu merakı canlandırdığı için iştah kabartır, boşver. Seni ilgilendirmez. Sen yıldızları, ormanı, bilimsel gelişmeleri, sanatı merak et; bunların dedikodusunu yap. İnan ruhun için çok daha besleyici olacak.
Bana (özellikle sosyal medya üzerinden) saldıranlara kayıtsız kalmalıyım. İçki içiyorsun veya içmiyorsun, bekar bir kadınsın veya değilsin, eski kocana fazla “anlayışlısın” ya da cadısın, şort giydin, etek giydin diye, politik tutumun veya ırk ve kültürel geçmişin için sana saldıranların esas problemlerinin seninle değil kendi dünya algılayışı ile ilgili olduğunu hatırla. Cevap bile verme çünkü söyleyerek bir yere kadar anlayış isteyebilirsin; onun yerine yaşantınla, işinle, çabanla, büyüttüğün evlatla göster içindeki barış hayalini ve gerçekleştirme çabanı. Şöyle düşün; sen onların sana yönelttiği sana göre negatif duygularını ve düşüncelerini nasıl anlamıyorsan, onlar da sana göre pozitif olan duygularını ve düşüncelerini anlamıyorlar. Kimse senin nelere yaşadığını tam olarak bilemez, senin gibi tecrübe etmediği için… Etmek zorunda da kalmasın inşallah.
Alışverişi minimuma düşürmeliyim. Bol gelen kıyafetleri verme, daralt; yırtılanları tamir et. “İhtiyacı olan giysin” dediğin ihtiyaç sahibi insanların siyah elbise, ofiste giydiğin siyah pantolondan çok ağır kumaştan yapılma giysilere, yün kazak, bot, spor ayakkabı ve mont ihtiyacı var. Bunları veremiyorsan, al. Bence en azından 1 kazak alabilirsin bir ihtiyaç sahibine. En çok para harcayacağın şey yiyecek olsun. Yiyeceklerde ucuza kaçıp sağlığını tehlikeye atma. Az ye ama yiyebildiğin kadar kaliteli ye. Tavuk yemek istiyorsan organik ye, alamıyorsan da tavuk yemeyiver mercimek ye.
Tatile çıkmalıyım, doğaya kaçmalıyım. Öğrenmek dedim ya, tatil de öğrenmek için iyi bir fırsat. Keşfet çevreni dünyayı, içine dön; dinle kendini. Çok para harcamana bile gerek yok. İçine bir çadır kurmana izin verecek bir çok pansiyon bahçesi var.
… ve en son…
Sevdiğim işlerle daha çok ilgilenmeliyim. Para kazandırmasa da yapmayı sevdiğin işlere vakit ayır. Bu yazı yazmak da olabilir, yemek yapmak da. Ruhunu besleyecek olan şey içindekileri akıtarak ortaya çıkaracakların olacaktır. Daha çok kitap oku, müzik dinle. Resim yap, şarkı söyle. Zamanını güzel doldurursan sana dost olur, düşman değil.
Yılın son haftasını da kapatırken verdikleri ile aldıkları ile koca bir yılın daha bittiği gerçeğini sevgi ile kabul edip, verecekleri ve alacakları için 2017 yılını yine sevgi ve ümitle karşılamak isterim.
Barış, sağlık ve huzur dolu bir yıl olsun.

Görsel: Bana gelen beklenmedik yeni yıl hediyesi. Yollayanın güzel niyetini ve tatlı dileklerini sizlerle paylaşmak, hepimize yaymak istedim. Hepimizin yaşamında arzuladığımız her şeyin bereketi olsun, kem gözler uzak olsun.


Bu Yazıya 4 Yorum Yapıldı.

  1. semi Reply

    Blogu kapatmak da nerden çıktı?! Hiç düşünme, çok güzel yazıyorsun. Devam etmelisin mutlaka.

    • admin Reply

      Çok teşekkür ederim Semi. Mutlu yılların olsun. Umarım huzur ve sağlık dolu bir yıl olur sizin için. Kocaman sevgiler.

  2. esra Reply

    Çok güzel bir yazı elinize sağlık. Bekar ya da evli, çocuklu ya da çocuksuz farketmez insan ilişkileri üzerine yazdığınız yazılar herkesi ilgilendiren şeyler. Güzel bir yıl dilerim.

    • admin Reply

      Çok teşekkür ederim okuduğun için 🙂 Çok güzel bir yıl dilerim ben de. Sevgiler.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir