Bedenini Tanı

Sizin de başınıza geldi mi? Küçük bir kız çocuğu iken bana hep “kız çocuğusun, kısa giyemezsin” derlerdi. Erkek kuzenlerim rahat rahat dolaşırken,  ben bedenimi saklamak zorundaydım hep.

Sonra büyüdüm ama bir büyüdüm, inanılmaz. Pırasa gibi. Sınıfımın en uzunuydum. Bir kız çocuğunun bu kadar uzun olması normal değildi; “Eyvah! Erkeklerden uzun bu, ayakları bile kocaman” denir olmuştu (hatta ayağım büyümesin diye iple ölçülüp, o ipin kocaman taşın altında sıkıştırılmışlığı bile var).

Memelerim sınıftaki erkekler arasında dalga geçilecek konu iken, tek çizgi kaşlarım ise utanç vericiydi. Onların hepsinden uzun olduğum gerçeğini ise kambur durarak gizlemeye çalıştım. Boyum 180 ve ancak 37 yaşımda yoga sayesinde dik durmaya başladım.

Sonra evlendim. Eşimden de uzundum hatta… Bu bile arkadaşlar arasında dalga geçilecek konuydu. Haaa…Arkadaşlar dediğim de Ankara’da o zamanlar okuduğumuz üniversitedeki dostlarımız. Normalde kadın-erkek eşitliği konuşurduk ama benim boyu  nedense hep dalga konusuydu, erkek olsaydım bu sorun olmayacaktı. Erkek olmayı da hep istedim bu arada. Kadın gibi giyinip süslenmedim yıllarca. Topuklu ayakkabı giyince hala utanırım. Regl dönemlerimden hep nefret ettim uzun yıllar boyunca. Kadın olmak ağrılı sızılı bir işkenceydi!

Babam bana deve derdi, annem de boyumdan dolayı koca bulamayacağımdan, evde kalacağımdan korkardı.

Daha bedenimi keşfetmeden hamile kaldım 23’ümde. 2,5 sene bedenim bir başkasının hizmetindeydi. Uzun süre emzirdim, memelerimi tanıyamıyordum bile. Tam boyumla barıştım derken  (çünkü hamile kalıncaya kadar uzamaya devam ettim) karnımdaki çatlaklarla tanıştım. Öyle minik minik çatlaklar da değil. Yol yol, derin izler.

Sonra kilo aldım. Depresyona girdiğim zamanlardı. Eski eşimle çok kavgalı, şiddet dolu zamanlarımızdı.   Cinsellik sadece acı veriyordu. Başetmek için zihnimi zaten ama daha da ötesi bedenimi kilitliyordum. Avuçlarımın içinde minik yarım ay şekilleri ile uyanıyordum çoğu sabah, yumruklarımı sıkmaktan ellerim açılmazdı. Aldatıldığım için aynaya bakamıyordum (kilo aldığım için beni aldattığını söylemişti bana).

Boşandıktan sonra yavaş yavaş bedenime dönmeye başladım. Önce yıllardır dişçiye gidememiştim, dişlerimi yaptırdım. Sonra spor girdi hayatıma. İstanbul’a yerleşince de benim için bir mucize olan Yogaya başladım. Yavaş yavaş zihnimi bıraktım, özümle tanıştım ve sonra zaman içinde de bedenimle.

20 kilo verdim. Beslenme alışkanlığımı tamamen değiştirdim. Bedenime daha çok saygı göstermek için temiz besinler tüketmeye başladım. Sonra tükettiğim ürünlerin sorumluluğunu almak, canlı hiç bir varlığa zarar vermemek için Vegan bir yaşamı seçtim.

Şimdi oje sürüyorum sıkça. Kaşlarım tek çizgi değil. Daha zayıfım ve gerçekten de kambur durmaktan boynumda oluşan çıkıntı kayboldu.

Dahası aynada yüzüme bakabiliyorum artık. Yıllarca bakamadığım yüzümü inceliyorum, çizgilerime bakıyorum. Memelerimden mutlu değilim ama utanmıyorum, 2.5 sene bebek beslediler.

Dokunulmak bazen hala korkutuyor. Günlük yaşamda sevdiklerime daha çok sarılan biri oldum evet ama geçmişe dair bazı anlarda; bir ses, bir koku hatırasında bedenim kapanıyor, donuyor. Dokunulmak istemiyorum.

Uzun süre yoga yaparken çok ağladım. Hele bazı pozlara (asanalara) girdiğimde kendime engel olamıyordum. Sebebini o zaman bilmiyordum ama anda kalarak ruhumun bedenimle tekrar buluşmasını sağlıyordum. Her ne kadar acıdan geçip geliyor olsa da, gözyaşlarımın kaynağı o buluşmanın sevincindeydi.

Canım bedenim… Çok hırpalanmış olsa da, bugün 14 yaşında olan bir evlat taşımış, içinde yeniden aşkı taşıyacak şansa erişmiş, sevgi veren, sevgi alan, çalışan, üreten, şifa alan ve şifa veren bedenim… Ancak çok uzun yolu var.

Daha hala tam iyileşmedi. Kendine güvenmesine dair, sevilmeye dair, aşka dair, güçlenmeye dair, dengede kalma dair yapması gereken çok şey var. Bunu yoga ile yapıyor ve dans ile.

Şimdi ayrıca atölyelere de katılıyorum. Hayatıma güzel insanlar giriyor; tam da zamanında. Yetişkin bir kadın olarak dair biraz sil baştan öğreniyorum hayatı Eda sayesinde. Hem yoga hocası olan hem de meditasyon, şifalı dokunuş ve kadın bedeni, kadın cinselliği, aile dizilimi ve şifa ve kişisel gelişime dair onlarca eğitimi tamamlayıp, konusunda uzman çok kıymetli hocalarla çalışmalar yapan Eda’yı ortak ve benim çok çok eski bir arkadaşımız aracılığı ile tanıdım. Sonra da denk geldi, bir kaç hafta evvel yaptığı bir etkinlikte bir araya geldik.

Eda bana şifaya dair alan açtı ve daha ilk buluşmamızda unuttuğum ama aslında hatırlamanın bana iyi gelediği anılarımı, hislerimi hatırlattı. Yarattığı kadın çemberinde, anlattıklarımı anlayacak kadın kardeşlerimle buluşturdu. Onlar göz yaşlarımı silerken, ben onlara dokunurken yalnız olmadığımı hissettim ve daha güçlü çıktım oradan. Eda’nın yönlendirmesi, yoluma tuttuğu ışık sayesinde bedenime dair çok korktuğum bir şeyi yaptım, hem de sevgiyle ve güvenle.

Peki neden önemli bedenimizle buluşmak? Hastalık yoksa, her şey yolunda değil mi?

Değil.

Yaşadığımız her mutlu ve mutsuz deneyimin bedenimizde bir etkisi oluyor muhakkak. Bedeninizde oluşan ağrılar ve kronik hastalıkları düşünün. Hastalık yoksa da bedeninizi aslında ne kadar iyi tanıdığınıza bir bakın. Spor ve dansın canlılığını, sevgi dolu bir cinselliğin hazzını, güzel bir yemeğin keyfini, gerçekten her şeyi bırakıp huzurlu uyunan bir uykunun sabahını düşünün. Yaşamımız, tercihlerimiz ve tercih etmediğimiz deneyimler bedenimizde iz bırakıyor. Üstelik bunlar çocukluğumuzdan bu yana, katman katman birikiyor. Öz benliğimizle buluşup, en samimi ve gerçek halimizle var olmak için bu katmanlarda sıyrılmamız gerekiyor. Zihinsel olarak meditaysonla ve bedensel olarak da bedenini tanımakla mümkün bu.

Biliyorum ki fiziksel ve/veya duygusal şiddet görmüş, baskı altında büyümüş ve bundan dolayı bedenlerine yabancılaşan kadınları yan yana koyasak; tüm ülke topraklarını içine alacak kocaman bir çember yapabiliriz. Hepimizin bedenlerimizle buluşmaya, güçlenmeye ve şifalanmaya ihtiyacı var.

Bu konu ile ilgili bilgi için Eda’ya veya bana ulaşabilirsiniz. Dahası Eda’nın bu haftasonu beden farkındalığı atölyesi var, ben orada olacağım ve isteyenleri bekleriz.

Eda’ya Facebooktan ulaşabilirsiniz:

https://www.facebook.com/edanurtaktak/

Bana da hem Eda’nın atölyeleri, dersleri, buluşmalar hem de benim verdiğim yoga dersleri ile ilgili bekarveanne@gmail.com adresinden veya facebooktan ulaşabilirsiniz.

Blogda elimden geldiğince kendi yolculuğumu, bekar anneliği, boşanmadan sonra yeni bir yaşam kurmayı ve şiddeti ve türlerini anlatıyorum. Buna artık iyileşmeyi, güçlenmeyi ve şifayı yani yoga’yı ve Eda’nın atölyeleri ve çalışmalarını da eklemek istiyorum. Böylelikle hep beraber geçmişin ağırlıklarından sıyrılarak kendimizi şifalandırırken, bir aradayken aslında yalnız olmadığımızı hissederek, seslerimizi birleştirerek daha güçlü bir biçimde “buradayız” demek için el ele ihtiyacımız olan alanı yaratabiliriz.

Sevgiler.

Etiketler : , , , , ,

Bu Yazıya 1 Yorum Yapıldı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir