Belki kar yağar…

Dün gece, yatmaya yakın ben bilgisayardan dizi izliyordum, oğlum odasında bir yandan arkadaşları ile whatsapp’de mesajlaşıyordu. Bir ses duyduk, çocuk geldi “Anne gök gürledi; Etiler, Levent, Gültepe… herkes duydu, Ali de evde yalnızmış, Ayça dalga geçiyor korktun mu diye” dedi. Koltuğuma yerleşmiş olmanın rahatlığı ve sabah Erenköy’de hafif bir yağmurla karşılaşmış olmanın eminliği ile, “Gök gürültüsüdür, baksana pencereden. Belki yağmur yağar, sabah kara uyanırız” dedim. Gençlik işte, pencereye değil önce telefona baktı “Taksim de bomba patlamış!” Biz ikimiz evdeyiz tamam ama aklıma bu tip durumlarda son zamanlarda ilk aklıma gelen kişi için korktum; cumartesi akşamı, ya oralardaysa… Evindeymiş. “Handanların evi orada, a Alper maça gitmiştir, dur patronun orada akşam yemeği vardı, Çiğdem Taksimdeymiş, İnci şehirdışında şükür….” Telefonun çalarken karşı tarafın açması arasındaki veya senin mesaj yazıp karşı tarafın cevap yazması arasındaki sürenin yarattığı cennet ümidi ile cehennem vaadi arasındaki boşluk. Benim tanıdıkların iyi. Yürüsek 1.5, 2 saatte ulaşacağımız noktada, ofisimden 15 dakika uzaklıkta, gözümün nuru İstanbul’un en en sevdiğim yerlerden birinde bir saldırı DAHA oldu, ama iyiyiz, en azından fiziksel olarak.

Gece mesajlara, haberlere bakamaz oldum. Zor uyudum, rüyamda eli bıçaklı bir katil kovaladı bizi hep. Sabahı bekledim, sabah oldu, en azından uyanınca hafifler belki kabus dedim; saati zor 7 ettim. Hala karanlıktı, sıkı sıkı kapattım gene gözlerimi, geçmedi çünkü.

Saat 8:15 de karşıya, Erenköy’e antrenmana gitmemiz lazımdı. Beceremedim. Korktum. Oğlumu metrobüse bindirmeye, darbe gecesi köprü ağızında gördüklerimin artıklarının getirdiği korku ile üzerinden her geçtiğimde içimi heyecanla kabartan Boğaziçi Köprüsünden geçmeye korktum. Peh! Cesaretsizliğim batsın! Gün aydınlandıkça korkumdan utanır oldum.

Bundan 1,5 – 2 sene evvel, Taksim başta olmak üzere birçok metro istasyonunun çıkışlarındaki ışıkların çalışmaz hale gelmeye başladığını görmüştüm, zaten gözlerim bozuk karanlıkta zor görüyorum… Sürekli söylenirdim bu duruma. Zaman geçtikçe sokak ışıklarının yanmıyor olma durumu arttı. Sadece metro çıkışları değil, ara sokaklar hatta caddelerdeki aydınlatmalar yetersizleşmeye hatta karanlığa gömülmeye başladı. O zaman derdim; bir şehir hele ki bu büyük bir şehir ise, akşamları bu kadar karanlıksa; sonu iyi değildir. Değil şehir, ülke karanlıkta. Sabah 7:00 ve kuşlar cıvıldamıyor.

Saat 09:27. Bizim buralar Pazar sabahı sessizdir. Caddeden de uzaktayız, pek araç sesi de duymayız ama bu sessizlik ürkütücü. Daha ancak aydınlanmaya başlayan bu günün üzerinde duyduğum uçak sesleri haricinde bir yılgınlık sessizliği var. Oğlumu uyandırmaya cesaret edemedim. Yahu ses oldu çocuklara belki kar yağar dedim, kan yağmış. Nasıl uyandırayım!

Etiketler :

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir