Bir Adım Attım

Daha önce bahsetmiştim… meslek haneme gururla yazabileceğim yeni kelimeler arıyorum diye. Çok isterdim şimdi size; “yazdım, yazdımmm” diyebilmeyi ama maalesef henüz o noktada değilim. Kendim bile garip bulduğum huylarım var: yazmayı çok seviyorum ama tasarımı da. Matematik zekam yok ama mühendis olmayı isteyecek kadar çok seviyorum üretimi; hastalıklar ve tedavileri hakkında okumak ben acayip mutlu ediyor (biliyorum garip), insan bedenini üzerinde çalışmayı isterdim, cerrah bile olurdum bence. Mimariyi ve daha çok iç mimariyi seviyorum; ilginç yapılara hayranım (en büyük isteklerimden biri Galata kulesine sarılmak, bitmeden Sagrada Familya’yı 4. kere görmek). Şirketlerde satış yapmayı değil ama reklam ve tanıtım konusunda çalışmayı çok sevdim (fuar, poster, broşür, etiket – hepsinde çalıştım). Eşya seviyorum; fonksiyonel olan, şık tasarımlı eşyalar beni benden alıyor. Doğayı çok seviyorum ama şehirde buluyorum kendimi en çok. İnsanları incelemeyi seviyorum, her baktığım kişinin iç dünyasını çok merak ediyorum. Öğretmenliği denedim ama o konuda sabrım ve bürokrasi ile uğraşacak bir yüreğim olmadığına karar verdim. Resim, fotoğraf ve heykel konusunda hiç bilgili değilim, bilgisayar ve yazılımı heyecanlı bulamıyorum. Finans ve muhasebe ise, en kibar tabiri ile, bana göre değil. En çok anlatmayı seviyorum galiba ama takım çalışmasından ziyade, sessiz sakin, kendi başıma çalışmayı seviyorum.

Yapacağım iş ne saat ne kıyafet konusunda kısıtlayıcı olmalı. Çok erken kalkıp, okuyup çok okuyup sonra gün ortasında işe başlayıp, saat 20:00 gibi işi bitirmeliyim. İşim öyle bir iş olmalı ki her şeyi unutturmalı bana; kaptırmalıyım kendimi, kazandığımı “hakkıyla kazandım” diyebilmeliyim.

İşim beni hep daha yeni şeylere götürmeli, araştırmayı seviyorum çünkü. Bugüne kadar edindiğim çeşitli sektör deneyimlerini içine katmalıyım ürettiğim şeylerin. Ellerimle üretmeliyim, dokunabilmeliyim. Seyahat da edebilmeliyim. Ürettiğim şey her ne olursa faydalı olmalı, bir amacı olmalı, birilerin kalbine dokunmalı. A bir de çalışırken bol bol müzik dinlemeliyim, bol bol kahve içebilmeliyim.

Ben yazar olmayı deneyeceğim galiba. Hala galiba diyorum çünkü kendime çok güvenmemekle beraber; “yazar olmak istiyorum” başlıklı bir CV hazırladım ve gönderdim bile. En mutlu olduğum yer bu çünkü, tam bu an, şu nokta. İç gıdıklayıcı bir heyecan veriyor bana, hep öyle oldu. Tezimi yazarken de, buraya yazarken de hatta patronlarım için mektup/mail yazarken de. Hayatımda ilk defa para konusunu düşünmeden bir işe atıldım, sırf kendim için; ruhum için. Kafamda bu konuda yükseğimi de bitirme fikrini bile döndürüyorum. Pratikte mevcut işime ek olarak yapacağım öyle bir fırsat çıkarsa şimdilik (tek gelirli hanenin gelirinin düşmemesi gerekiyor). Deneyelim bakalım, olmadı başka bir şeylere bakarım. Başaramasam bile, denemedim demiş olmam.

Şimdi tek eksiğim pink/mint rengi, vintage bir daktilo (kadın özgüven patlaması yaşıyordu) 😀

Etiketler : ,

Bu Yazıya 1 Yorum Yapıldı.

  1. Hale Reply

    Çok kitap okuyan biri olarak blogunu bulduğum günden beri yazilarini çok severek ve beğenerek okuyorum. Çok başarılı buluyorum. Önemli olan yazdıklarını okuyucuya hissettirmektir duygu geçişini sagladin mı olay bitmiştir. Okurken hayal edebilmeli okuyucu ve gözünü kapadiginda kafasında canlandirmali

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir