Bu Sene…
Kocaman bir sene daha geçti ve evet, farkındayım, daha yılın bitmesine 2 hafta daha var ama ben biraz aceleciyim sanırım. Bu sene öğrendiklerimi hemen paylaşmak istedim.
Kolay bir sene olmadı. Daha zoru da olmuştu ama çok kolayı da henüz olmadı düşününce. Sıralamam gerekseydi sene üst zorluk sınırıma yakın bir yerlerde yer alırdı. Sebeplerinin başlıcası iş değiştirdim yine. Bir önceki iş yerimde yaptığım işe parallel olarak maaş artışımın yetersiz olması ve mevcut işimden iyi bir teklif alınca, çok düşünerek, değerlendirerek, sorarak, tartarak işimi değiştirdim ancak hayatımda ilk defa zorlandım bir işi öğrenirken. Yeni işe başlarken, “asla çalışmam” dediğim bir sektöre geliyordum ama iç huzurumu para ile bastırdım ve şimdi de acısını çekiyorum. Kafam basmadığından değil, gönlüm basmıyor sanki. Bazen bakıyorum, çok plastik bir yaşam bu diyorum kendime. Yaratıcılığımı kullanamadığım bir yerdeyim yine ama diğer bir yandan da yapmak istediğim işler, almak istediğim eğitimler benim için çok büyük lüks şu anda: hem nakit hem de vakit açısından. Şimdilik böyle devam edeceğim, elimden geleninin en iyisini yaparak bu işi de kotaracağım eminim.
Oğlum bir gıdım daha büyüdü, daha ergen oldu. Bir çok ebeveyn (ve buna ben de dahil) 8-9 yaşlarında çocuklarımızın isyankar tavırlarını ergenlik olarak isimlendiriyoruz ya… yok arkadaşlar; ergenlik çok farklı bir dönem. Oğlum bir kaç ay sonra tam bir “teenager” yani sözlükte “genç” diye geçen ama benim tanımımda “artı on(lar)” dediğim bir döneme girecek. Neden mi “artı on(lar)?” Çocukluğunun her duygusu, tepkisi, düşüncesi, davranışına artı 10 ekleyin. Her şey daha abartı daha fazla geliyor. Komik şeylere de, üzücü şeylere de çok abartı tepkiler verebiliyor. Değişen bedeni ve algısı ile böyle başediyor galiba. Sadece o değil, “ben” duygusundan uzaklaşıp biraz daha çevreye yönlendiği “ben artı onlar” dönemine girdi. Arkadaşlarının, komşuların, öğretmenlerin hatta sokaktaki yabancının düşüncesi artık daha fazla önem kazanmaya başladı, o çocukluğun vurdum duymazlığı yok (hani çocuklarımıza; akıllarına gelen her şeyi süzmeden söyleten, rahat rahat burunlarını karıştırtan, deli deli koşuşturup, dans ettiren rahatlık var ya, o ergenlikte yavaş yavaş kayboluyor). Sokakta yürürken zaten elimi tutmayı bırakalı çok oldu da, olur da tutarsa; yolda bir genç grubu gördü mü utanıp bırakıyor. Onları tanımıyor olması önemli değil. Okuldan veya arkadaşlarının yanındayken beni aradığında “naber anne” diye en “cool” tavrı ile konuşuyor ama evde yine eski sevgi dolu, tatlı haline dönüyor. Şimdi 3 artı 10 yaşına girecek ve ben de ona 3 artı 10’luk bir sürpriz planlıyorum. Komik şeyler paylaşıyoruz, ciddi şeyleri de. Bedenindeki değişiklikleri güle eğlene paylaşıyor benimle, dalga geçebiliyoruz. Edepli ama kendinden utanmıyor. 5 yaşlarındaki komik hali geri döndü; beklenmedik zamanlarda beklenmedik ve çok komik sözleri ile beni kırıp geçiriyor. Gelecekte olacaklar beni çok heyecanlandırıyor.
Sonra ben bu seneye kadar kitap okuyan insanların kimsenin kalbini kıramayacağına, çok dürüst olduklarına inanırdım; çok yanılmışım. Bu saf düşünce nereden geldi bilmiyorum ama insanların kitap sevgisinin her zaman insan sevgisi ve saygısı şeklinde hayatlarına yansımadığını öğrendim ve bu sonsuz inancımla gelen güvenden dolayı kalbim kırıldı benim. İstediğim olmadı diye değil, kalbimin kırılması. Ben sevginin karşılıksız kalabileceğini bilecek kadar olgun biriyim ama meğer tüm yaşadıklarıma rağmen çok nadiren insanların dürüst davrandıklarını öğrenememişim; bu sene öğrendim. En nefret ettiğim şeylerden biridir ilişkilerde temkin ama temkinli olmam gerektiğini bir daha öğrendim. Duygularımı kontrollü yaşamayı sevmem, doğama aykırıdır ama meğer duygularımın kontrolünü sağlamam çok önemliymiş. Üzgünüm yüreğimi ve evimi kolay açtığım için çünkü her ne kadar yaşadıklarım bana öğrettikleri ile kendince güzel olsa da, aptal yerine konulmuş olmak çok can acıtıcı. Bas baya kalbim göz göre göre kırıldı, un ufak oldu, resmen maskara oldum hatta; ama olsun iyi ki yaşamışım yaşadıklarımı. Daha olgun, daha sevgi ve özlem dolu çıktım bu deneyimden.
Hislerime güvenebileceğimi öğrendim. Hislerim beni bu sene defalarca uyardı, dinlemedim. Hislerimin benim en kıymetli yol göstericim olduğunu öğrendim, kendimi dinlemeyi öğreniyorum.
“Zaman yönetimi” lafından nefret ettim bu sene. Bravo yani, bu zaman yönetimi denilen boku icat edeni ayakta alkışlıyordum. Sanırım bir ebeveyn değildi kendisi. Çok yoğun çalışan, deli gibi eve koşuşturup evin işini hal edip, zar zor bir kaç saat uyuduktan sonra sil başta bunu tekrarlayan ve bulduğu her fırsatta çocuğu ile aktivite, konuşma ve muhabbet seansları (Oğlum büyüyor, aktivitelerimiz kahve içip muhabbet etmek oldu) düzenleyip bundan artan zamanlarda kendisi için yapmak istediği şeyler ile, örneğin kitap, film veya yazı ile kendisine yapmak zorunda olduğu şeyler, örneğin manikür, boya ve evet hatta banyo bile; arasında seçim yapmak zorunda olan insana zaman yönetimini anlatmak isteyen bir babayiğit var mı? Duşa sokabileceğim bir laptop, yemek yaparken üzerine yağ sıçradığında silip temizlenebilecek bir kitap, hem evi süpürüp hem de film izletebilecek bir süpürge; metro, otobüs ve metrobüste katlanacak temiz çamaşır sepeti ile tamamlanacak ütü olmadığı sürece bana kimse zaman yönetimi demesin. Arkadaşlarıma vakit ayıramadığım gibi, bekar anneler destek grubunu bile toplayamadım. Zaman yönetimiymiş, peh! Bir süre bu böyle devam edecek. Az da olsa yazıyorum, gelen mailleri cevaplıyorum. Yaşasın teknoloji.
Öfkeyi yenmeyi öğrendim bu sene. Öfkelendim elbet, eminim öfkeleneceğim zamanlar gene olacak ama onun beni yıkmasına izin vermemeyi öğrendim. Kızmıyorum artık, hatta kavga bile etmiyorum artık. Eeeehh diyebiliyorum ya da “sakin ol, nefes al” diyorum kendime…dahası dinletebiliyorum da.
Bu sene vitaminlerimi kaybettim. Tatil yapamadığım bir sene daha geçti ve güneşsizlikten vücudumdaki D vitamini tükettim. Yoruldum, hakikaten de çok yoruldum bu sene. Hani biri bana dese ki, “al sana 3 aylık evi geçindirecek para” anında işi bırakır, bir süre evde takılır, evden çalışırdım. Evi o derece çok özlüyorum. Bu da ilk: hayatımda ilk defa kendime çalışmadığım bir yaşam hayal ettim ve ne yalan söyleyeyim ki pek hoşuma gitti. Ama umarım geçecek çünkü bu işe, işe çok çok ihtiyacım var ve böyle şeyler yazdığım için bile korkuyorum maazallah evrene yanlış mesaj gider de işsiz kalırım diye…
Ülkemde huzursuz oldum bu sene ama ilk defa değildi bu. Maalesef her sene daha da çok ümitsizliğe kapılıyorum ama bu sene çevremde ne çok ırkçı olduğunu gördüm ilk defa. Gerçekten de düşünüce, arkadaşım dediklerimin ırkçı olabileceğini asla düşünmezdim. Bunun en büyük sebebi Gezi’ye kadar politikaya karşı şimdiki kadar ilgili olamayışımdı (üniversitede biraz ilgilenmiştim ama sonra evlilik ve cehalet girdi araya). İlk defa gördüm, ilk defa çevremden insanlar ülkemizde yaşayan ve kültürel, dini ve politik anlamda azınlıkta olan gruplar için “onlar” diye bahsetti. Cehaletimden utandım ve bu insanların söylediklerini dinledikçe, yazdıklarını okudukça yüreğim sıkıştı. Çok insanı çıkardım hayatımdan, facebook hesabımı kapattım hatta… dayanamadım.
Ay anlatmasam olmazdı… Oğlumun babası ile bu sene sanıyorum en fazla 8-10 kere konuştum. Hatta taktik geliştirdim, o beni aradığında kendimle ve hatta oğlumla ilgili hiç birşey anlatmadan sadece söylendim. Parasızlıktan, yorgunluktan, hayat zorluklarından söylendim durdum ve bu da telefon görüşmelerimizin kısa kalmasına sebep oldu. Beklentilerimi yok ettim. Ondan bir beklentim olmayınca ilişkimiz normalleşti. Ben tek başıma olduğumu kabullendim bu sene. Hayatta sırtımı dayayabileceğim bir ailemin olmadığı gerçeğini kabullendim. Bana ulaşmak isteyen aile bireylerini de bilerek uzak tuttum, kandırmadım kendimi ve sanırım bu yüzden artık kabus görmüyorum.
Yardım etmeyi daha çok sevdim bu sene ama bu konuda oturup yazacak değilim.
Daha 15 gün daha var bu yılın bitmesine, kim bilir belki yeni başka başka şeyler de öğrenirim.
Etiketler : , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıya 2 Yorum Yapıldı.

  1. Demet Reply

    Cansın bil istedim.yeni senen daha umutlu geçer umarım.ve daha çok yaz lütfen.merakta bırakma…

  2. Kiz Annesi Reply

    ne guzel, ne samimi yazmissin yine.. ve su zaman yonetimi konusunda hislerime de tercuman olmussun !

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir