Oğlumun hayali doğabilimci olmak, benimki yazar olmaktı. Ben oğlumun hayallerini gerçekleştirip bundan ayrıca para kazanmasını sağlayacağım ama benim için çok geç diye düşünmeye başladım. Dün öğlen girdiğim aptal sıkıntı duygusundan kurtulmak için yapıcı olmaya ve hayallerimi, daha doğrusu çocukluğumu düşünmeye başladım.
Öncelikle benim ailem çocuk olmayı bilmeyen insanlardan oluşmakta. Annem çok küçük yaşta babasını kaybetmiş, annesinin ve kardeşlerinin yükünü omuzlamıştı. Daha genç bir öğrenciyken, yabancı bir ülkeye yüksek öğrenimi için gelmiş, hayatını kurabilmek için deli gibi ders çalışmış ve ülkenin en prestijli okulundan, en yüksek notlarla mezun olmuştu. Babam da asker çocuğu olarak sert bir baba ve onun tarafından yıllarca ezilmiş ve dayak yemiş bir İstanbul hanımefendisi annenin ürünüymüş. Kocasının peşinde Anadolunun en ücra köşelerine gitmiş babannem, haylaz iki erkek çocukla tek başına uğraşmış. Ailesinin çok az sayıdaki üyesi ile pek görüşmezmiş. Tüm hayatını onu döven kocasına ve oğullarına adamış.
Bu iki yetişkinin yolları bir gün kesişmiş, aşık olmuşlar ve evlenmişler. Babamdan dayağı annem ilk bana hamileyken yemiş ben de en sonuncusunu 18’imdeyken. İkimizde üniversitedeymişiz. Yani dayağın eğitimi, öğretimi yokmuş.

Bu iki insan sevgilerini göstermeyi asla bilmezmiş. Dört tane çocukları olmuş olmasına ama hepsi de şans eseri yürüyen bir evliliğin meyvesiymiş.
Ben en büyükleriymişim…annemin deyimiyle tren’in motoru. Ben düzgün gidersem, vagon olan kardeşlerim de raylarda düzgün gidermiş. Küçücük yaşta sorumluluklar bindirilmişti annemle babamın sırtına, onlar da geleneği bozmamış bizlere de bol bol sorumluluk vermişler.
Çok nadir anlarda hatırlarım annem veya babamın beni öptüğünü, sarıldığını. Dedemle babaanne öperdi bizi, daha doğrusu öptürürdü. Görevimizdi her sabah ve her gece onlar öpmek.
Durum böyle olunca enerjimi mutlu aile hayalleri kurarak harcardım, büyünce ne olacağım hayallerine de uykudan hemen önceki beş dakika kalırdı. Hep öğretmenlik yapardım o hayallerimde, birde evim vardı. Büyüdükçe yazar olma isteği daha çok kabardı içimde. Gezgin olmak, gezi yazarı olmak isterdim. Üniversiteye girip de işin okuma kısmından aldığım zevki başka hiç bir yerde alamayınca, eleştirmen olmaya karar verdim.
Hayallerim gerçek olmaya başlamıştı işte. Hayatımda ilk defa gerçekten de başarılı bir öğrenciydim.
Ama dedim ya, mutlu bir ev ve aile hayali vardı ya hep bilinç altıma kazınan; işte o ağır bastı. Sırtıma yüklendi, yüreğimi sıkıştırdı ve daha 20 yaşındayken evlendim. 23 yaşımda oğlum geldi katıldı bize. Bu hayalimin gerçekleşmesi ve gerçekten de düzgün olması için başlamış olduğum Edebiyat kariyerimi bıraktım daha doğrusu o zamanlar ara verdiğimi düşündüm. Sonra işler ters gitmeye başladı. Küçükken şekillenen anne-baba-karı-koca algısının yanılsamalarını görmeye başladım ve dağılmaya başladım.
Bazı filmlerde vardır o sahne, muhakkak görmüşsünüzdür. Ekranda yazılar vardır ve bir anda ekranın aşağısına doğru o yazılar akar, bütünlükleri kaybolur. Resmen toz olmaya başlar, ta ki veriler bütünüyle yok olur.
İşte böyle.
Pişman değilim, iyi oldu yaşadıklarımı yaşamış olmam gerekiyordu. Yoksa bugün ne konuda yazacaktım 🙂
Ama o hayaller aslında hayal olmamalıymış, onlar zaten her çocuğun hakkı olan gerçeklermiş. Mutlu bir aileye, evli olsun olmasın insan, mutlu beraberlikleri hak ediyormuşuz.
Hayallerimiz ise her sabah uyandığımızda yapmaya can atacağımız, bir gün bıkıp yorulsak bile belli anlarında bize keyif verecek ve mümkünse de yaparken karınlarımızı doyuracak aktiviteler olmalıymış. İster tüccar olun, ister öğretmen, ister doktor, ister doğabilimci; hayallerimiz bizi biz yapan özelliklerimiz olmalıymış. Belki de hayalimiz değildir yaptığımız iş ama yaptığımız en azından iş hayallerimizi süsleyen şeyleri yapmaya ve almaya müsaade etmeli. Bu güzel bir araba, dünya turu, muhteşem bir ziyafet bile olabilir. Önemli değil.
Çok yakın zamanda burada daha öncede bahsi geçen kişiyle konuşurken bana bir şirkette çalışmaya çalıştığını ama bundan haz alamayacağını anladığını ve bu yüzden de kendi için farklı bir yol çizdiğini anlatmıştı.
Onun ne kadar cesur olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. O anda gözümde kolay yolu seçen biri olarak değil, hayatının kontrolünü eline alan biri olarak göründüğünü hatırlıyorum. Bir yandan bir başka, daha sanata yatkın olduğunu ve yaptığı iş sayesinde bu tutkusunu ucundan da olsa yakaladığını gördüğümü hatırlıyorum.
Gelgelelim hayalim olduğunu düşündüğüm ama aslında hayalim değil hakkım olanı aradığımı farkına varmama.
Sevgiyi hepimiz hak ediyoruz. Ama öyle biri için hayatını ortaya koyacak şekilde değil. Karşısındakini küçümsemeyecek, içindeki iyilikleri yücelterek onu cesaretlendirecek, dokunarak, sarılarak gösterilen sevgiden bahsediyorum. Bunlar eksik olduğu zaman insanın bir şekilde eksik büyüdüğünü benim dün akşam yaşadığım gibi muhteşem bir özgüven eksikliğiyle ne yapacağını bilmez bir halde kaldığını, değer verdiği, önemsediği insanın yüzüne bile bakamadığını biliyorum.
Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi; olumlu veya olumsuz tüm duygularımız birer enerji ve o enerjileri nasıl yönlendireceğimiz bize bağlı. Ben dünkü duygumu bugün öğrenme enerjisine yönlendirmek istiyorum. Bu sayede hayallerimi, ama hakkım olanı değil, gerçek hayalimi yeniden hatırlamak için kullanmayı istiyorum.
Sevilmek her insanın hakkı. Birilerini seven birileri mutlaka vardır. Bu doğal bir süreç.
Leo Tolstoy derki “Anladığım her şeyi, yalnızca sevdiğim için anlıyorum. Her şey sadece ben sevebildiğim için vardır. Her şey onunla birlik içindir. Sevgi Tanrıdır ve ölmek demek, benim yani bir sevgi parçasının genel ve sonsuz kaynağa dönmesi demektir”.
Ben sevebildiğim için artık daha cesur olacağım, sevebildiğim için kendime güveneceğim ve sevebildiğim için değer verdiklerimin arkasındaki ay’a değil gözünün içine bakacağım. Ben zaten sevebildiğim için varım!
Hayallerim ise sevgi kaynağımdan gelen teferruatlar olacak. Ben kendime güvendiğimde, zaten dünyayı değiştirebileceğim.
Hmm…fena bir başlangıç olmadı sanırım. Pek bir yaşam koçu söylemine benzedi 🙂

Bu arada yeniden gözünün içine bakma ve ben buradayım deme şansım olacakmı bilmiyorum fakat dersimi aldım.

Oğlum ise hakettiği sevgiyi görecek, sınırsızca hissedecek. Hayallerini de o zaman rahat rahat gerçekleştirecek.
******
Kalbim hala yerinden fırlayacakmış gibi atıyor. Güvensizliğimin, utangaçlığımın ayıbını hala yaşıyorum ve bu beni strese sokuyor resmen. Yine kusur işlemiş bir çocuk gibi hissetmeden edemiyorum. Zamanla geçecek biliyorum, bu aptallaştıran duygunun sebebini de.
Kaybolmak istiyorum ama kaybolmayacağım. Bir şans daha ve ne kadar öğrenmeye açık olduğumu dünyaya göstereceğim.
Oğluma da dediğim gibi; emin olmadan konuşma, genelleme yapma, oku araştır öğren öyle konuş. Çünkü bu güven getirir! Ona söylediklerime biraz daha fazla kulak asmalıyım. Hayat bana bir kere daha şans verecekse ben hazırım! Bring it on baby!!
🙂
Ha, bu arada hayalim hala iyi bir yazar olmak. Bakalım becerebilecekmiyim!
*****
Bu arada bunu şarkıyı da söylemezsem patlayacağım. Çok güzel bir ses, çok tatlı da bir duygudur yahu 🙂

Etiketler : , , ,

Bu Yazıya 2 Yorum Yapıldı.

  1. BB Reply

    :'(

    Bu yazını ilk defa okudum şimdi.

    Hakkın olan aileye sahip olacaksın. Sahipsin bile, oğlun ve sen minik mükemmel sevgi dolu bir ailesiniz.

  2. Mina Reply

    🙂 EVETT.
    Aile çeşitli, çeşitli. Arkadaşlar da seçtiğin ailedir ya. Benim orta boy bir ailem var. Sende akraba oldun oğlunla kuzum :))

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir