Çok ama çok sinirli bir anne ve babanın kızıyım ben. Dedem de hep sinirliydi, babaannem ise tam “sinirlenmek üzereyim” edasıyla dolaşırdı devamlı. Okuldaki hocalarım hep sinirli insanlardı, hele hele bir tarih hocam vardı; sormayın. Üniversitedeki hocalarım sakin insanlardı ama o vakite kadar sinirli insanların yanında olmaya alışmıştım. Kendimi hep geri planda tutuyordum kimseyi kızdırmayayım diye. Sonra evlendim. Sinirli biri değildi eski koca ama hep “tersim terstir” derdi. Ben de onu kızdırabilecek her şeyden kaçınırdım. İş’e girdim, AŞIRI derecede kızgın bir adamın yanında çalışmaya başladım. Kızdığında söylediklerinin kontrolü olmayan, elindeki telefonu bile fırlatıp atan birinin yanında.
Tabii zaman içerisinde kimsenin duygularını ve tepkilerini kontrol edemeyeceğimi öğrendim. Artık sinirlenen her insan’a karşılık kendimi yerden yere atmamaya başladım ama düzenleyemediğim çok büyük bir eksikliğim var ki o da benim kendi kızgınlık meselelerim.
Her türlü şeye kızan biri olmadığımı düşünüyorum. Ters giden her şeye karşı aşırı tepki göstermiyorum, gerektiğinde çok sakin davranabiliyorum ama ne yazık ki bazen oğluma karşı çok kızgın bir anne olabiliyorum. Bu konuda sıkça yazdım. En az hafta da 2 kere oturup bu konuda derin derin düşünürüm. Gayet de farkındayım ne büyük eşşeklik ettiğimi. Oğlum arkadaşlarına sözde şaka ile “annemin en büyük yeteneği kızmak” dediğinde kalbim kırıldı, kafama koca taş yedim. Ne ağladım ama, ne üzüldüm. 3 günüm iptal oldu bu yüzden. Haklı, kızıyorum. Defalarca söyledim, tek disiplin muhatabı benim, ne desem batmaya başlıyor ama diğer yandan da kızgınım. Oğluma değil, babasına.
Annem de bize bu yüzden kızardı; babama benzeyeceğiz diye. Ben de ne yazık ki aynı şeyi yapıyorum. Babasının bir tane hareketinden en ufak bir benzerlik gördüğüm anda kopuyorum. Misal, bulaşıkları kaldırmak onun göreviyken ve ben bu konuda 85’inci uyarıyı 2 gün evvel yapmama rağmen, eve gittiğimde bulaşıkları tezgahta yığılmış bir biçimde gördüğümde kopuyorum. Konuştukça konuşuyorum. O üzülüyor, gözler doluyor dudaklar bükülüyor. Ben ise sakinleştiğimde kendimi atmak istiyorum, kendimden nefret ediyorum. 
Kızgınlık ana duygu değildir. Bence bir duygunun sonucunda hissedilen sonuç duygusudur. Ana duygum, oğlumun babası gibi sorumsuz ve bencil olması korkusudur. Babası evet, saygı duysun istiyorum ama o adam çok sorumsuz. Çocuğun ne suçu var değil mi? Yok işte. Sonuçta babasını ben seçtim, o seçmedi. Ayrıca tek başıma her şeyi yapıyor olmanın verdiği bir şey mi bilmiyorum ama yetersizlik duygumun sonucunda da kızıyorum: “Ben yeterince iyi bir anne değilim, öyle olsaydı bu çocuk bin defa söylememe rağmen unutmazdı!” 
Hep duyuyoruz; “O daha çocuk”. Evet, ama şimdi öğretmezsem ne zaman öğreteceğim? Tamam ödül-ceza yönetimi uygulayalım ama büyüyor. Görevi olan her işi yaptığında ödül mü alacak? Büyüyünce de ödül beklemez mi? Hayal kırıklığına uğramaz mı? Sakin sakin anlatsam, kaç kere sakin anlatabilirim ki? 2 kere sakin sakin söylüyorum, 3üncüsünde kopuyorum. 
Oğlumu çok seviyorum ve üzülsün istemiyorum ama mesele sorumluluk ve görevlere geldiğinde anlaşamıyoruz. Dün akşam yemeğini 1.5 saatte bitirdi. Birşey söylememek için insan üstü bir çaba sarfettim ama çok da yoruldum! Allah beni sınamak için benim kadar tez canlı, aceleci ve sabırsız bir insana bu kadar sakin ve işlerini yavaş yavaş yapan bir evlat verdi sanırım. An itibariyle bu sınavda çok başarısız oldum, utanıyroum kendimden!
Öffff… canım sıkkın çok!
Etiketler : , , ,

Bu Yazıya 6 Yorum Yapıldı.

  1. Bekar Baba Reply

    Ödül – ceza tamam da, yapması zaten doğal olan bir şey için ödül almamalı çocuk bence. Kızgın olmana da tamam, ama çocuğuna kızmanda tetikleyici olan babasına benzemesi ise burada ufak da olsa sıkıntı var demektir. Bence çocuğunu ayrı bir birey olarak değerlendir ve kızacaksan öyle kız. Gerektiği zaman da ceza alacağını bilmesi şart. O şu anda her şeyi lehine kullanma yoluna gitmek için uğraşsa da, ona cezalandırırken, hayır derken, neden bu durumla karşı karşıya kaldığını anlatabilmen önemli.
    ZOR.
    Ama elden gelecek başka bir şey yok.

  2. Mina Reply

    Zor evet. Ayrı bir birey olarak da değenlenirebiliyorum ama ben anlatmaya çalıştığım işin iki yüzü var. Biri babasına benzemesi ile ilgili kısmı, diğer yandan kendi yapısından gelen yavaşlığı. Kaldı ki birey olarak değerlendirsem de sonuçta model olarak ikimizi alıyor, bu bir gerçek. Mesela yine görevini yapmadığı için ceza aldı, bugün yine yapmamış ama bana "anne eve dönünce yapacağım" diyor sıpa 🙂 Yapmamış ama. O zamanı resim yaparak, TV izleyerek geçirmiş ama ben farkındayım yapmadığımı yapacağım diyor. Neden yapmadın desem, yapacağım ama diyecek uzayıp gidecek. Sabah yapman lazımdı diyeğim, ben unuttum diyecek… ohooooo!
    Zor valla, ben çıkamıyorum işin içinden 🙂

  3. FADİŞ Reply

    Annemle diyaloklarımız aklıma geldi şimdi bak, görevler söz konusu olunca çocuklar genelde kaytarır ben de kaytarırdım, en sonunda annem verdiği görevi yapmadığımı görünce kalkar kendi yapardı ama anne bekleseydin ben yapacaktım derdim, bazı şeyler hiç değişmiyor ama bak sorumluluklarıma aşırı decerede önem veren hatta biraz obsesif biriyim, sağolsun bu da anneden bana geçen bir durum. Demem o ki çocuklar ne kadar görevlerini es geçmek istese de anne baba kararlı olursa çocuk eninde sonunda yapar ya da şöyle diyeyim doğruyu bilir fakat bazen yapar:) Gönlünü ferah tut, sen gerçekleri olduğu gibi gören doğru analiz eden birisin, birlikte hale yola koyacaksınız eminim. Kucaklarım seni Minacım:)

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir