Kültürel Mezelerimizden Ezme

Mynet Anne&Çocuk sayfasına yazı yazma şansına eriştim. Benim için çok güzel bir duygu ve deneyim bu. Blogum haricinde platformlarda yazı yayınlamak beni çok mutlu ediyor. Geçtiğimiz günlerde de “Toplumun biçtiği cinsiyetçi rolüne karşı çocuk büyütmek” konulu bir yazı yazdım. Kendimce bir erkek çocuk annesi olarak, henüz ergenliğe giren oğlumun çok ufak yaştan itibaren yakın çevremizden nasıl “erkek” olması gerektiğine dair söylemlere maruz kaldığını ve benim de annesi olarak çocuğumu büyütürken ki tercihimin onu önce iyi bir insan olarak ve daha sonra da kendini en rahat hissettiği cinsel kimlik rolleri çerçevesinde yönlendirmek olduğunu anlattım.

Benim burada sunduğum düşüncem; çocukların çok fazla “cinsiyetçi rol” yönelimlere maruz bırakıldığı ve bunun çok gereksiz hatta zararlı olduğudur. Ben bir çocuğu “iyi bir kız/erkek ol” diye değil “iyi bir insan ol” diye büyütmenin onun gelişimi için daha faydalı olacağına ve insanların cinsel kimliğimin doğal olarak zaten geliştiğine inanıyorum.

Falaaan, filan…

Şaşırdım ama 4 yorum geldi bu yazıma. Cinsel kimlik tartışmasının bir yansıması olarak 2 tanesi benim yazdıklarımı destekleyen, 2 tanesi ise bir hayli üzücü hatta bunlardan bir tanesi bir hayli de aşağılayıcı yorumlar idi. Sanıyorum 2’si kadın, 2’si de erkek okuyuculardan. Benim minik yazım bile dünyadaki 2’ye bölünmüşlüğü sergiledi sanki – feminen bakış açısı ve maskülen bakış açısı. Merak ediyorsanız sayfadan bakabilirsiniz ama bu yorumlardan birini burada paylaşmak istiyorum, yorumcuya saygısızlık etmek istediğimden değil veya özellikle ona cevap vermek istediğim için değil, söyledikleri kadınlara ve özellikle bekar annelere karşı günümüz kültürümüzde ne yazık ki yerleşmiş genel toplumsal bir bakış açısını ifade ettiği için.

Yorumunda şöyle yazmış; “Erkek üstünlüğü konusunda haklısınız bir erkek olarak hak veriyorum evet ama bu kadar da yanlı, kadın bakış açısını abartarak ve taraflıca yansıtan, ezilmişliğin intikamını oğlunu kullanarak almaya çalışmanız hoş olmamış. Sizin yaptığınız şey de oğlunuzu yönlendirmek bilmiyorum farkında mısınız.”

Bu özünde kibar ve iyi niyetli olduğuna inandığım (ancak içerisinde birbiri ile çatışan düşüncelerin olduğunu düşündüğüm) yorumun büyük kısmını es geçiyorum keza anlatmaya çalıştığımı anlamadığını hissediyorum veya belki de haklı da olabilir. Her ne kadar bilimsel, pskolojik ve sosyolojik verileri değil, kişisel deneyimlerimi anlatan yazımda (elbette ki kendi algım, anlayışım ve açımdan) “önce insan kimliği sonra cinsel kimlik” dediğimi düşünsem de; kalemim yetersiz kalmış meramımı anlatamamış olabilirim.

AMA…
….Ezilmişlik??? Bakıyorum aynada kendime, ezik bir yerimi göremiyorum. Ne ezilmişliğinden bahsediyoruz acaba?

Şiddet dolu ve/veya mutsuz bir ortamda yaşamayı seçmeyip, çocuğunu şiddetten, huzursuzluktan ve mutsuzluktan uzak, mutlu ve huzurlu bir yuvada, tek başına büyütmeye çalışan; bunu yaparken tam zamanlı bir işi olan ve para kazanmak için uğraşan, hastalıkta ve sağlıkta, selde fırtınada, savaşta ve barışta hayatla tek başına mücadele eden bir insan, bakın kadın da demiyorum, bir insan nasıl ezilmiş olabilir?

Sonra düşündüm. Sanırım genel algı; boşanma/ayrılık durumunda, bunu isteyen tarafın erkek olduğu ve kadının bu yüzden ezilmiş olduğudur. Yok hayır. Kadınlar da boşanmak isteyebiliyor; zaten ne yazık ki boşandığı ve/veya ayrıldığı erkek tarafından şiddete maruz kalan hatta öldürülen kadın sayısı da bundan dolayı bu kadar yüksek. Ezilmiş bir insan, ezik olsa mutsuz olduğu bir ortamdan ayrılmayı istemez bence. Kabullenir yaşar.

A belki de aldatılan kadın eziktir? Ama yok ya, saçma olur bu. Kendi dürtülerine hakim olamayıp, ilişkisi olduğu halde eşini/sevgilisini aldatan kişi ezik olmalı. Yani nedense kadınların hiiiiçççç arzuları, dürtüleri yokmuş gibi bir düşünce var ama biraz temel tıp bilgisi, bunların her iki cins için de aynı olduğunu öğretir. Biz insanlar; doğada var olan bir başka memeli cinsininki gibi değil de onlardan daha komplike bir beyine sahip olduğumuz ve bu nedenle düşünce ve vicdan muhasebesi yapmaya daha yetkin memeliler olduğumuz için, aldatmanın ciddi eziklik olduğu kabul edilir bir gerçek.

Peki bir çocuğu doğurmak ve hatta onu tek başına büyütmek eziklik olabilir mi? Düşünelim. Bu dünyaya bir insan getiriyorsun ve o insanın sağlıklı, vicdanlı, haysiyetli ve namuslu bir yetişkin olması için çabalıyorsun. Belki büyüttüğün evlat, sana yukarıda bahsettiğim kişilere doktor olacak, belki hakim, belki avukatı. Belki içinde yaşadığı evi yapacak mimar/mühendis, belki sevdiği yemeği yapacak bir aşçı, arabasını tamir edecek tamircisi. Doğrudan kendisine dokunmasa da; bu dünyanın, bu yaşam döngüsünün kıymetli bir üyesi olacak. Valla oradan nasıl görünüyor bilmiyorum ama ciddi sorumluluk. Bunu tek başına yapmayı göze almak ise cesaret. Ben şahsen kendi adıma, büyüttüğüm evladımın elinden ne kendisine ne de bir başkasına zarar gelsin istemem. Tüm çabam bunun için. Eziklik mi böyle düşünmem? Olabilir.

Çalışan bir kadın olmam da eziklik olabilir. Kimselerin “eline bakmayıp” hem kendi hem de çocuğumun ihtiyaçları için bir işçi olarak çalışıyor olmam da eziklik olabilir. Evet, kapitalist sistem tarafından eziliyorum. Gelir adaletsizliğine ben doğrudan katkıda bulunuyorum, bunun için ezik olabilirim. Ya da 20 yaşımdan beri kendi paramı kazandığım için, sigortalı bir işçi olduğum için, bir sendikaya üye olmasam da haklarımı bilen bir işçi olduğum için ezik olabilirim. Napalım yahu… Hazıra dağ mı dayanır, çalışmak lazım. Hayat böyle.

Hayır buldum! Bekar olduğum için ezik göründüm galiba. Keyfine göre beni fiziksel tatmini için kullanacak, duygularımı hiçe sayacak bir erkeğe hayatımda yer vermediğim için ezik göründüm galiba. Belki de bekar kalmayı tercih ettiğim için; hani toplumun “doğdun, büyüdün, evlendin, üredin, evli öldün” beklentisini karşılamadığım için eziğim. Sanıyorum bekar olunca, hiç bir erkek beni istemiyormuş da ben de yalnızlığıma mahkum edilen zavallı bir ezik gibi duruyorum. Çünkü sanırım benim bir kadın olarak kiminle ne yapacağım ve ne yaşamayı tercih edeceğim veya etmeyeceğim konusunda hiç bir söz hakkım yok, değil mi?

Hatta “vajina” kelimesinin kullanılmasının tü kaka olduğu bir ülkede “penis” kelimesini kullandığım için eziğim. Belki de penise övgü ritüellerini saçma bulup, “yahu bırakın cinsiyetini; gelin de önce evladımın zekası, sevgisi, güzelliği ile ilgilenin” dediğim için eziğim.

Bilemiyorum…

Dünyanın en muhteşem insanı olmak gibi bir gayem yok; kendimi gerçekleştireceğim bir hayatta insanca yaşamak istiyorum, oğluma da insanca yaşayabileceği bir ortam sağlamak istiyorum.

Ben önce insan, sonra kadın, sonra anneyim. Birilerinin evladı, birilerinin kardeşi, birilerinin dostu ve birilerinin çalışanıyım. İnsan olarak sevgiye, eşitliğe, adalete ve doğaya inanıyorum. Kadın olarak şu yeryüzünde bir görevim var biliyorum; kadınsal bir hassasiyetim, besleyen ve büyüten, yumuşak ve duygu dolu bir yanım var. Bir anne olduğum için de çok mutluyum, çünkü ben doğurmayı tercih eden bir kadındım ve bu isteğim gerçekleşecek kadar şanslıyım. Baba, koca ve erkek patron eliyle yaşadıklarım ne beni ezdi (aksine kuvvetlendirdi), ne de erkeklere karşı bir nefret geliştirmeme sebep oldu. Dahası bunlar; gücünü, namusunu, adalet ve vicdanlarını insanlıklarından değil de “erkekliklerinden” ve “kadınlıklarından” besleyen kişilere acımama sebep olurken, oğlumu nasıl daha iyi bir “erkek” olacağı konusunda bana bir model, bir şablon sağladı. Ben bir insanın “erkekliğine” veya “kadınlığına” fiziksel bir zarar gelse, ölmeyeceğini bilirim. Beyin ve kalp olmadan yaşayamayacağı bildiğim gibi. Esasında bu kadar temel bir olgu bu. Ben, beni biyolojik olarak kadın yapan yumurtalıklarım ve rahmim hatta hormonlarım olmadan yaşamaya devam edebilirim ama beynime ve kalbime zarar verirsen ölürüm. Beden ile ruh birdir. E böyle olunca; hangi organına, hormonuna daha fazla önem vermen, daha çok kıymetle beslemen gerektiğini dikkatli seçmen gerek.

Bir anne olarak görevim çocuğumu önce iyi bir insan, sonra iyi bir erkek, sonra da (olmak isterse diye) iyi bir ebeveyn yani baba olacak şekilde büyütmek. Benim evladım şu anda birilerinin dostu, birilerinin öğrencisi ve açıkçası gittiği yola baktığımda gayet iyi bir iş başardığımı, güzel YÖNLENDİRDİĞİMİ düşünüyorum. Sağlıklı, mutlu ve güzel bir insan. Hayat yolculuğunun erkek olma halinin daha çok kendini gösterdiği bu ergenlik evresinde ise çevresindekilere karşı saygılı, dürüst ve yardımsever bir erkek.

Dahası (ve bu söz konusu yorum için değil sadece, genel olarak geçerli) “yapıcı eleştiriler” adı altında, bir insanın şartlarını, yaşadıklarını ve çabasını bilip anlamadan; “çocuğun iyiliği için söyledim, çocuğuna zarar veriyor, çocuğunu kullanarak kendini gerçekleştiriyor” görünümü altında acımasızca eleştirmek ezilmişlik değil de ne? Kelimelerin birer el olsa, çocuğumun yanında bu kelimeleri sarf ediyor olsan; o eller beni sever mi olur, döver mi? Döverse, çocuğum ne hisseder senin bana karşı bu tavrın karşısında? Yaptığın gerçekten de iyilik mi? Belki de bir insanın ebeveynliğini eleştirirken bunu düşünmek lazım. Son olarak da saçının teline kıyamadığın evladından kim nasıl, neyin intikamını alabilir ki? Bu hangi İNSANLIĞA sığar?

Şimdi soruyorum: Neden toplumumuzda böyle bir algı var? Neden erkek düşmanı kadınların olduğunu ve bu kadınların çocuklarını, babalarıyla veya kendi çevrelerindeki diğer erkeklerle yaşadıklarına karşı intikam amaçlı kullandığını düşünüyor bu insanlar? Ben çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki böyle biri değilim ama eğer bu gerçekse, böyle yapıyorsak, kadınlar olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz lazım… Bir veya bir kaç kişiye yönelik kişisel öfkemizden dolayı herhangi bir cinse karşı nefretle kışkırtılarak büyütülen çocuklar; büyüdüklerinde cinsiyetçi, önyargılı, bencil ve kapalı fikirli insanlar oluyor. Neticede hepimiz aynı sofrada, bir arada oturan insanlar değilmiyiz? Ayrımcılıkla neden zehir edelim birbirimize ve kendimize bizi besleyecek, yaşamamızı sağlayacak yemeğimizi?

Nihayetinde ben bu tüm “ezilmişliğimle”, “Kadın veya erkek evvela insan olacağız; önyargılı, düşüncesiz ve acımasız eleştirilere, anlayışa kapalı bir bakış açısına meze değil; keza gerçek ezilmişlik öyle olmak olur” diyor, çekiliyorum.

Etiketler : , , , , ,

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir