Mükemmel Yaşam Yok ki, Mükemmel Temizlik olsun

Canım Şebnem sormuştu, anlatayım…

Sene 2000. Yeni evlenmişiz. Minnak tatlı bir ev tutmuşuz. Evin içindeki eşyalar eksik; yatak yok misal, dolap da, ama olanların bazısı yeni bazısı eski, hepsi çok kıymetli. Eve halı sermiştik boydan boya, Ankara malum soğuk olur. Nasıl seviyorum evimizi anlatamam. İşe gidip geliyorum, ev temizliyorum. Süslüyorum, siliyorum. Misafir gelecek, gelmeden bir temizliyorum gittikten sonra yine silip süpürüyorum. Haftada bir halıları silip, perdeleri yıkıyorum.
Başak burcu kadınıyım ben. Başak burcu insanlarının biraz temizlik takıntısı olduğunu bilmek için öyle çok da astrolojiye inanmak gerekmez aslında… Eylül / Ekim doğumlular arasında mini bir anket yapmak yeterli bence. Dahası yükselenim Yengeç yani “ev” severim. Bundan dolayı da ay başlarında ve eğer kendimi kötü hissediyorsam; alacağım şey ne ayakkabı ne kıyafet; direkt deterjan, sabun ve süngerdir. Bahar temizliği paketleri olur ya hani marketlerde… Hah! Onlara baktığımda bildiğiniz ağızım sulanırdı “ne güzel kokuyorduuuurrr” diye. En büyük keyfim uzun bir günden sonra, mümkünse Cuma akşamları, eve gelip, deli gibi temizlik yapıp, temizlikten sonra mumlar yakıp, bir kase makarna ile koltuğa kurulup “oh ne güzel” diyerek evi izlemekti. Bir evden gelen çamaşır suyu ve deterjan kokusu resmen keyif verici bir madde idi benim için. Kafam güzel olurdu! Ohhh Mis.
Gel zaman, git zaman benim oğlum büyüdü. O büyüdükçe ben de ev dışı aktivitelere yönelmeye başladım. İşten sonra eve değil, yogaya koşmaya başladım. Temizlik için zamanım yetmediği gibi, ergen bir erkek çocuğunun ev içi yaşam tarzı ile de baş edememeye başladım. Her ne kadar dikkatli ve yardımcı bir çocuk olsa da, nihayetinde benim temizlik hastası babaannemden aldığım, kolalı beyaz mutfak önlüklü genlerim için asla yeterinde iyi bir temizlik standardına erişemedi. Böyle olunca da aslında etraf deterjan kokmadan, elmaslar saçılmış gibi sehpa köşeleri parlamadan da gayet de güzel bir temizlik yapılabileceğini öğrendim. Sil, süpür, tozdan arındır yeter. Haftada bir koltuk yıkamak, halı silmek de neymiş… Meğer ne çok yormuşum kendimi yahu, oluyormuş işte. Sağlıklıyız gayet de!
Zaman içinde, yoga ile birlikte, bedenlerimize maruz bıraktığımız yiyecek-içecek, giyim, temizlik, kozmetik malzemelerini ve alışkanlıklarımızı sorgulamaya başladım. Fiziksel olarak yoga uyguluyorum tamam, meditasyon yapıyorum tamam ama bu ikisi yeterli değil diye düşünmeye başladım. Bu anlayış ile hareketle tükettiğimiz her bir ürünü sorgulamaya başladım; sağlıklı mı, doğaya zararlı mı, üretiminde hayvanlara deney yapıldı mı, etik ticaret kapsamında mı üretiliyor… Elbette ki her bir detayı kontrol etmem mümkün olmuyor veya her bir üründe bu kriterleri yakalamak mümkün olmuyor ama bir hayli yol aldım.
En önemlisi de temizlik ürünleri konusundaki değişimimiz oldu. Çok severek tükettiğim birçok temizlik malzemesini hayatımızdan çıkardık. Bunlardan en önemlisi çamaşır suyu oldu.
İstanbul’a taşınıp, şu anda içinde oturduğumuz evi tuttuğumda ev çok kötü durumdaydı. Banyosu ve mutfağı kirden resmen simsiyah idi. Ben de gaza gelip, takıntılıyım ya, önce tuvaleti komple değiştirmeyi istedim ancak tabii ki param olmadığı için uygun fiyatlı bir 2. Opsiyon seçtim. Çamaşır suyu ile aklayıp paklamak.
1 oda 1 salon minik evimiz için bu benim için neredeyse ölümcül oluyordu. Aşırı takıntılı halim ile ben birkaç deterjanı karıştırmış, bir kimyasal reaksiyon sebep olmuş ve buradan çıkan gazı gayet de solumuştum. Daha sonra da bir kere, banyoya kapanıp “temizlik” yaparken çamaşır suyu ile kendimi zehirlemek üzereydim.
Sadece sağlığımız için değil; atık sularımızın filtrelerden geçip, temizlenmeden doğaya karıştığı bir altyapısal düzende, kendimiz temiz olacağız diye doğal yaşama zarar verdiğimizi anladım. Vegan bir yaşamı seçeli, %100 olmasa da, çoğunlukla geri dönüşen, bitki bazlı ve hayvanlarda deney yapılmamış ürünler almaya çalışıyorum; bitkisel sabunlar, deterjanlar, geri dönüşen malzemeden diş fırçası vb.
Ve tabii sirke… Hayatımda çamaşır suyu ile yaptığım birçok işi sirke ile yapıyorum. Yer temizlemekten tut da, çamaşıra karıştırmaya kadar… Sirke, karbonat ve sıcak su ile dalamayacağım hiçbir yer yok; saçım dahil dostum! Sirke bir harika… Kötü enerjiden de kurtarır (hiç duymadınız mı canım sirkenin büyü bozduğunu), kireç lekesinden de!
Peki tuz ile lavabo ovdunuz mu? Ben denedim. Çok acayip parlamıştı, canım banyo porseleni.
Çok çılgın bir günümdeysem, portakal yağı karışmış arap sabunlu su ile toz alırım. Çamaşır suyundan daha güzel kokar ev…
Çamaşır beyazlatmak için çözümüm basit… beyaz çamaşır mümkün olduğunca almıyorum. Olanlara da yine sirke-karbonat karışımı ekliyorum.
Temizlemesi en zor yer tuvalet oluyor ya çamaşır suyu olmadan… Eldiveni tak, süngerle fırça ile arapsabunu ile ovala, kullandığın malzemeleri sabunlu, sirkeli kaynar suda beklet (Atma. Çöp ciddi bir doğa düşmanıdır).
Çamaşır suyu ile ilişkim hayatın mükemmel olmadığını kavradıkça soğudu. Mükemmel beyaz yok, mükemmel temizlik yok. Yaşamımda var olması için çırpındığım mükemmel ev, mükemmel ilişki, asla hastalanmayan her daim mutlu ve huzurlu çocuk, misler gibi kokan çamaşırlar yok. Onun yerine bazen kapı arkalarında eski kovboy filmlerindeki terk edilmiş kasaba sokaklarında uçuşan çarı çırpı yumaklarına benzer saç ve toz yumakları, sehpanın üzerinde yapışmış tozlar, çocuğun odasının aşırı dağınık olması, bazen bozulabilen ilişkiler, kırılan ama toparlanmayı da öğrenen kalpler, arada bir hastalanan ve her hastalandığında suratları bir kaşık kadar küçülen çocuklar, yaramazlıklar, huzursuz ve huysuz akşamlar ve değil yıkanamaması, zorunlu durumlarda sepetten çıkarılıp, çırpılıp, bi koklanıp “ya bişi yok işte” deyip, yeniden giymek zorunda kalınan çamaşırlar var…
Hayat mükemmel değil ve eğer yaşamınıza soktuğunuz herhangi bir ürün veya uygulama size “mükemmelliği” vadediyorsa, gerçekliğini, doğruluğunu, verebileceği zararı bir düşünün derim. Doğal olan, zararsız olan, bedeninize, hayvanlara ve çevreye saygılı ve hassas olan seçimler yapın derim. Neticede mükemmellik sürdürülebilir de değildir! Doğal olan sürdürülebilirdir.

illüstrasyon:

https://www.flickr.com/photos/snugglemuffin/4757541407/in/photostream

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıya 1 Yorum Yapıldı.

  1. semi Reply

    Baştan okurken içim karardı desem:)) Haftada bir halı silip perde yıkamak nedir yahu! Kafayı yemiş olmalı insan:)
    Bizim evi görsen kafayı sıyırırsın, temizliğe ayıracağım zamanı kendime ve çocuklarıma ayırırım çünkü. Üstelik kedi var bir de evde:) Temizliğin sonu yok, arada süpürge çıkarırım, tozlar görünür hale geldiğinde toz alırım, sirke elimin altında zaten. Yaptığım inan bu. Kimyasalların doğaya verdiği zarar çok, bize de öyle. Çamaşır suyu kokusu, oda kokusu, parfümvari her şey…. hepsi sağlığa müthiş zararlı. Ben zaten oldum olası kokuya çok hassasım, oda parfümü kullanan mağazalara adım atmam.
    Frosch ürünlerini kullanıyorum, her yerde bulunuyor ve doğada çözünür. Turmepa da tavsiye ederim. (Deniztemiz derneğinin ürünleri)
    Yoga bir kere denedim. (bana fazla geldi) Bana göre bir yaşam tarzı ve eğer kişi bunu gerçekten özümsemişse bunu tüm hayatında uygulamalı. Yediğine içtiğine, uyku saatine, dinginliğine vs. Kimileri var yogaya başladım diyor ama kıza bakıyorsun yok yani, yoga nerde kız nerde. Neyse dedikodu yapmayayım:)))

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir