Sağlıklı Beslenme

Günde 1 kilo verdirten, cildi güzelleştiren, saçların parlaklaştıran, tırnakları güçlendiren mucize diyet diye bir çalışma yapıp yazı yazsam; önce ve sonra fotoğrafları ile yayınlasam bir yerlerde eminim çok tutar. Binlerce okuyucuya ulaşır hatta belki haberlere bile çıkarım. Bir kitap yazsam bu konuda, kapağında gülümseyen, zayıf ve bakımlı bir kadın resmi bassam, imza günüm bile olur. Neden biliyor musunuz? Çünkü önce dünya sonra ülkemiz tarımı ve bundan dolayı da gıdası ağlanacak halde. Çok zayıf besleniyoruz. Az yiyerek doyamıyoruz çünkü ne tüketsek bomboş ve evet, bedenimiz tapınağımız ve ona çok iyi bakmamız lazım.
Peki aynı hassasiyeti zihnimize ve ruhumuza gösterebiliyor muyuz? Nasıl tarım arazilerimiz aç gözlülük ve yanlış uygulamalardan dolayı zarar gördüyse, çevremiz de öyle. Çok ama çok acı var dünyamızda. Ülkemizin bir ucu savaşta kavruluyorken, diğer bir ucunda ise savaştan kaçanların cansız bedenleri sahile vuran köpüklere karışıyor. Sokağa çıktığımızda ayağı çıplak, kıyafetleri delik deşik insanlar görmemek elde değil. Bu düzen içindeki en masum canlılar, çocuklar ve hayvanlar işkence görüyor, tecavüze uğruyor. Ağaçlar boynunu bükmüş, yok oluşlarına sessizce kabullenmekten başka çareleri yok. Evet çevremiz gerçekten de çok kötü. Her bir damla gözyaşı deprem etkisi yaratacak kadar ağır. Bu konuda söyleyebileceğim hiç bir şey yok ama söylemediğim ilgilenmediğim anlamına gelmiyor.
Acılarla beslenen bir toplum olduk. Evveli bir arabesklik zaten var ruhumuzda ama abarttık. Kötü haberler geldikçe ilgimizi sadece onlara yönlendirir olduk. Yaşananların gerçekliğine değil, sansasyonuna kapıldık çoğunlukla. Çok oturduk ağladık, kayıplara kayıplarımız dedik evet ama bundan da öteye gitmedik. Birbirimizi susturur olduk sonra da. Mutluluk ayıp, normallik ise anormallik oldu.
Ben de çok çeliştim kendimce. Yazmak istiyorum. Şarkı söylemek, dans etmek, oğlumla gezme planları yapmak, onunla yeni yerler keşfetmek, dostlarımla kahve içerken açık yüreklilikle kahkahalar atmak, sofralar kurmak, yeni insanlar tanımak, sevgilimle el ele dolaşmak sokak ortasında öpüşmek istiyorum ve biliyor musunuz bunları utanmadan yapabilmek istiyorum. Bunları yaptığım için yargılanmak istemiyorum. Yemek yediğim için “aç insanları düşünmüyor”, oğlumu tatile götürdüğüm için “nasılsa çok parası var” denilsin istemiyorum çünkü benim acım da sevincim de, sevgim de aşkım da, açlığım da tokluğum da kimseninkinden kıymetli değil. Okuyorum, yazıyorum, kendimce ne buradan ne de başka bir yerden bağırarak değil ama sessizce elimden geldiğince yardım ve destek olmaya çalışıyorum. Çocuklu bir kadınım, üstelik çocuğunu tek başına büyüten bir kadınım. Bu gerçeğim çerçevesinde bilgim ve becerim dahilinde elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum ve hatta bu konu da oğlumu da eğitiyorum. Erkek olsam daha farklı, çocuksuz bir kadın olsam çok daha farklı şeyler yapardım ve hatta, biliyor musunuz, olan bitenler hakkında hiç bir şey de yapmayabilirdim. Bu durumda bile kimsenin beni yargılamaya, hassasiyetsizlikle suçlamasına hakkı olmazdı.
Acı ile beslenen bir toplum olduk. Çaresiziz çünkü. O kadar çok kötülük var ki şu yeryüzünde her gün yüzümüze çarpan; çaresiz kalıyoruz. Aktif kaldığımızı hissetmek için de ağlıyoruz, bağırıyoruz, bağırmayanları kınıyoruz. Acımız büyüyor, daha çok büyüyor. Herkes ağlayınca dünyadaki tüm problemler ortadan kalkacak diye düşünüyoruz. Sağlıklı beslenmiyoruz. Tarladaki sebze ilaçtan, gübreden zehirlendi diye sadece başına çöküp ağlıyoruz. Ne toprağı nadasa bırakıp dinlendiriyoruz, ne alternatif üretiyoruz. Kilo alıyoruz, saçlarımız dökülüyor diye üzülüyoruz ama her pazartesi yeni bir beslenme düzenine başlayıp bir kaç gün sonra unutup bırakıyoruz. Haberleri izliyoruz ve çok ağlıyoruz ama günlük hayatımızı daha iyi ve daha neşeli bir yer haline getirmemek için sadece kendimizi değil, bunu yapmaya çalışanları bile zehirliyoruz; önyargı, kin ve öfke ile. Halbuki ne kadar basit… ben iyi olursam; şarkı söyleyip dans edecek kadar mutlu, oğlumla tatile çıkabilecek kadar paralı, sevgilimle el ele dolaşacak kadar huzurlu olursam çevreme o kadar çok faydam olur. Çünkü içimde zehir olmaz, içimde saflık olur. Aynı şekilde kendisi için iyi bir şeyler yapan birini görsem “ne bencilsin, savaş var sen nelerle uğraşıyorsun” desem, ona zehrimden vermiş olurum ve bir salgın gibi büyür ve büyür ve en son kendi zehrimizin içinde kıvranan bir toplum oluruz. Duyarlı olalım diye, duyarsızlaşıyoruz esasında.
Neden zihnimizi sağlıklı beslemeyelim, neden eve gelen misafire yemek içinde zehir veremeyeceğimiz gibi başkalarına kelimelerimizle, ön yargılarımızla zehir verelim?
Şimdi gözlerinizi kapatın ve sahil kenarında, yemyeşil bir park hayal edin. Güneş pırıl pırıl, kuşlar var. Deniz nasıl güzel parıldıyor, minik minik dalgalar var üzerinde, o bile kıyamıyor muhteşem havayı dalgalandırmaya. Masmavi zaten, üzerinde gökkuşağı renginde sandallar.
Ağaçlara tırmanmaya çalışan çocuklar hayal edin, bazısının altına uzanıp kitap okuyan insanlar. Müzik sesi geliyor şimdi uzaklardan; o tatlı esintiyi, çocukların kahkahasına, köpeklerin neşe içinde havlamasına karışıyor gençlerin nağmeleri. Herkes sağlıklı, yüzleri gülüyor, tertemiz ve çok mutlular. Oraya uzanın şimdi, güneşin altına. Kıştan çıkmışsınız, güneş yakmıyor ama tatlı tatlı ısıtıyor. Yanınızda sevdikleriniz, sağlıklı yiyecekler, en sevdiğiniz roman var. Çok güzel bir işi bitirmiş, övgü almışsınız. Çok ama çok mutlusunuz.
Şimdi bu mutluluğun size ne kadar güzel bir enerji vereceğini düşünün. Akşam dinlenmiş bir şekilde, aklınıza taptaze fikirlerle evinize döndüğünüzü düşünün. Dünyayı kaldırabilecek kuvvettesiniz. Aklınıza yardım projeleri geliyor. Sevgilinizle paylaşıyorsunuz, sizi destekliyor. En kısa zamanda dostlarınızla bir sofra etrafında paylaşacaksınız fikirlerinizi belki çok büyük bir yaratım süreci bu…
Şimdi birinin gelip yüzünüze kocaman bir tokat atıp “sen değersizsin, bencilsin, boş işlerle uğraşıyorsun” dediğini düşünün. Nasıl hissedersiniz?
Düşüncelerinizi ve ruhunuzu da sağlıklı besleyin çünkü inanın bana bu dünyaya iyi bir şeyler bırakmanın en iyi yolu bu. Dahası başkalarının düşünce ve ruhlarını besleme çabalarını hor görmeyin, yargılamayın çünkü ona akıttığınız zehir, gün gelir, döner dolaşır sizin, benim, çocuklarımızın kanına geri karışır.

Görsel tercüme: Hepimiz burada bir aradayız (yani “hepimiz beraber bu işin içindeyiz”)

Etiketler : , ,

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir