Sevgi Üzerine

Oğlumun babasının yeniden evlenmesi ve oğlumla bu konu ile ilgili konuşmamı ve hislerimi çok açıkça anlattığım yazıya çok yorumlar aldım. Hepsi için teşekkür ederim. Yorumların bazısı beni cesaretlendiren nitelikteydi, bazısı “ben yapamazdım” “demek ki anlaşarak, rahatça ayrıldınız” diyen ve bazısı da “demek ki sevgisi bitmiş” “bu ne modernlik” “mahallede 2 karısı ile yaşayan komşu geldi aklıma” türden yorumlar vardı.

Buraya yazı yazmaya başladığımdan bu yana, eski kocamlar ilişkimizin bitiş sebebini açık açık yazmasam da, aldatıldığımı ve şiddete uğradığımı yazdım. Bazen bu konulara ara ara girip çıkıyorum ancak eski ve kötüye takılıp kalmamaya inandığım için kendi hikâyemi paylaşmaktan ziyade, zor durumda olan bir kadın kardeşime “ben de yaşadım benzerini, seni anlıyorum” demek için anlatıyorum.

Bana soru sorulması veya gerçek amacımın sorgulanması beni huzursuz etmez asla ancak bir şey var ki beni çok mutsuz eden, o da önyargıdır. Kendime yapılmasından hoşlanmadığım gibi ben de başkalarına önyargılı yaklaşmama konusunda hassas davranmaya çalışırım.

Bu yazıyı kendimi kanıtlamak için değil de, diğer tüm yazılarımda olduğu gibi kendi bakış açımı paylaşmak, belki birilerinin işine yarar da boşuna yaşamış olmam yaşadıklarımı diye yazmak istedim.

Ben eski kocamı çok ama çok severek evlendim. O da beni çok sevdi. Ben 20, o 23 yaşındayken ailelerimize karşı çıktık da evlendik. Evlenmeyi pek istemiyordum ben ama bir arada yaşamak için, benim geleceğim için tasarladıklarımı yaşayabilmem için bundan başka çok şansımız yoktu. Çok mutlu zamanlarımız da oldu ancak hem hayat şartlarımızın zorluğu (oğluma baktığım için evden çalışmak zorunda kaldım, babası askerdeyken hem tek başıma oğlana baktım hem de geceleri çalıştım; ailesi de destek olamadı fazla, benim ailemse yanımda değildi), yaşadığımız ciddi ekonomik problemler (anlatmışımdır; ped alacak param olmazdı, market poşetlerinden ve ofisteki tuvalet kâğıdından ped yapardım) ve onun psikolojik problemleri yüzünden (kişilik bozuklukları ile ilgili yazılar var burada) ilişkimiz çok acı verici ve karmaşık bir hal almıştı. Kendisinin beni aldatmasından sonra günümü zar zor geçiren ben, ciddi bir depresyona girmiştim. Eski kocam boşanmak istemediği için de ayrılmamız 3 seneyi bulmuştu.

Peki sevgi bitiyor mu? Unutuluyor mu? Benim için hayır. Eski kocamı sevmiyorum artık. Bana yaşattıklarından sonra sevmem mümkün değil zaten. Nefret mi peki? Hayır. Her zaman söylerim. Sevginin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır. Oğlumun babası olmasından başka her tür hali ve kararına karşı kayıtsızım ben. Beni mutlu etmesi, huzursuz etmesi veya kızdırması tamamen oğluma karşı davranışı ve kendi hayat kararlarının oğluma yansıması ile ilgili. Yani evliliğine verdiğim tepki, yeni eşine karşı tavrım, oğlumda oluşturacağı etkiden dolayı böyle. Ben ne kadar olumlu olursam, bu durum oğlumda o kadar az stres yaratacaktır; bu bir gerçek. Ancak bir de şöyle bir şey var…

Sevgi ölümsüzdür.

Eskiden sevdiğiniz bir insana karşı bugün kayıtsız bile kalsanız; sevgi ölmüş olmuyor. Sadece form değiştirmiş oluyor. Bir top gibi düşünün o duygu. Şimdi en sevdiğiniz renge boyayın. Benimkisi turkuaz mavisi. Bu top sevgiden kayıtsızlığa geçiyor… Değişime uğraya uğraya çizinin öbür tarafına; nötr alana geçmiş oluyor renksiz, şeffaf bir biçimde. Bazen o top, güzel hatıralar rüzgârından hareketlenip aradaki çizgiye doğru yuvarlanacak oluyor. Bazen çizgiyi geçiyor, yavaş yavaş sevdiğiniz rengi alırken. Bazen de ulaşmıyor çizginin ötesine; yerinde minnacık gidip geliyor. Bazen en en kuvvetli fırtına bile kıpırdatamıyor, yerinde mıh gibi saplanmış topu. (fazla sayıda kötü anılar rüzgârı ise, bir diğer çizginin ötesine “nefretin” tarafına yollar şeffaflıktan kararmaya başlayan topu ama bence buna zihinle engel olmak lazım.)

Sanırım anlatabildim?

Ben oğlumun babasına bir zamanlar derinden hissettiğim sevginin ne olduğunu asla unutmadım, unutmam da. Bu ona karşı hala bir duygum olduğu anlamına gelmez; benim bir insan olarak kendimi kendi gerçekliğime köklediğim anlamına gelir. Benim gerçekliğimde ise ilk ve temel sorumluluğum oğlumun huzurlu, sağlıklı ve özgür bir birey olması. Bunun için tüm hassasiyetim. Öfke öfkeyi, nefret nefreti doğurur. Aldığım kararlar ve tavırlarım yanlış olabilir; benim verdiğimi düşündüğüm hassasiyeti karşı taraf kötüye kullanabilir ama fark etmez. İki yanlış bir doğru etmez.

Çok aşık olduğum, çok sevdiğim bir adam da ben ona aşık olmama rağmen beni değil bir başkasını seçse, yine dileğim aynı olurdu; ondan çocuğum olmasa da, yine aynı şeyleri söylerdim.

Zihin bu. Nasıl bir duygu üreteceğiniz sizin elinizde. Dünyada hele ki son zamanlarda bu kadar çok nefret kaynaklı karanlık varken neden en yakınımızdan başlamıyoruz ki sevgi vermeye? Neden illa verdiğimiz her şeyin karşılığını bekler olduk?

Modernite veya kuma zihniyetli geleneksellik değil bu. Bu; ne yaşamış olursan ol, kötü duyguların senin karanlığının içine çekmesine izin vermeme hali. Bu ne bir uç ne de diğer uca kaçmama; bu kayıtsızlığın, boşluğun, özgürlüğün içinde kalma hali.

Yahu ben çok duygusal gibi görünsem de rasyonel bir insanımdır, şimdi el ele tutuşup şarkı söylememizi beklediğimi sanmayın…

O kadar yazdım yazdım da belki de en kolay şöyle anlatmak lazım:

Abi bir adamı sevdin, yürümedi ilişki, ayrıldın. Adam gitti başkasını sevdi ve o bir başkası da onu sevdi ve bir arada olmaya mı karar verdiler…

Adamı sevdin ama o seni ve senle değil, farklı bir yaşamı mı seçti…

Birbirinizi seviyorsunuz ama bir türlü, herhangi bir sebepten, bir arda olamıyorsunuz, anlaşamıyorsunuz…

Koy gitsin! Salla yahu. Bir insanı sevmek için onu ille önüne koyman, ondan da sevgi beklemen gerekmiyor. Evet kabul; feci canı acıyor insanın sevdiği yanında olmayınca veya aldatılınca veya şiddete maruz kalınca ama gidenin arkasından laf etmek, kızmak, bağırıp çağırıp adamı sürekli aramak, çocuğu ondan sakınmak, babasının aldığı kararlar hakkında iyi sözler söylemek veya (susup kayıtsız kalmak varken) kötü konuşmak, en önemlisi kendini sürekli kötü hissetmek, kendini üzmek neye yarayacak?

Ben söyleyeyim… Hiç bir şeye yaramaz! Seni yıpratmak, çocuğuna sevgi veya kayıtsızlık yerine nefreti öğretmekten başka hiç bir şeye yaramaz. Ha karar senin derdim ama güzel kardeşim, gün ışığı, bal damlası güzel kadın kardeşim…. Sen eğer bu dünyaya çocuk getirecek sorumluluğu üstleniyorsan, o çocuğu doğru hislerle ve yaklaşımlarla büyütüp büyütmediğin gerçeği de hepimizi etkiliyor! Bu bir gelenek, örf, adet, hayat tarzı veya “modernite” meselesi değil. Bu vicdan ve huzur meselesi. Dön bak etrafa; çevrende görebileceğin vicdansız, içi nefret ve öfke dolu o kadar insan var ya… Onlar da birilerinin evladı.

İnsanın başka insanlara ve hayata karşı tavrına dair eğitimi evde başlar. Bunun için evli olup olmamak önemli değil. Bunun için çocuğun bakımı ile en çok ilgilenen kişinin tavrıdır önemli olan… Bizim örneğimizde annenin, yani benim. Sevgiyi öğretirseniz, sevgiyi öğrenir.

Rica ediyorum. Çocuklarımızı aydınlık tarafta büyütelim.

Tamam… Şimdi el ele tutuşup şarkı söyleyebiliriz.

Görsel Kaynak: http://www.designsoak.com

Etiketler : , ,

Bu Yazıya 9 Yorum Yapıldı.

  1. Gamze Reply

    sevgisizliğin karşıtı kayıtsızlık demişsiniz ben nötr olma hali diyordum , kayıtsızlıkta olur. Çünkü nefret bir duygudur ve bana göre herhangi bir duygu ederi olana verilir. ben de aynı şeyleri düşünüyorum tercümanım oldunuz. sadece oğlumun huzurlu büyümesi , büyüklerin uğraşması gereken dertlerle uğraşmasın diye , onun suçu değil diye iyiliği seçtim hep ilk boşandığım günden beri ki 9 yıl oldu hala öyle devam ediyor.
    bu şekilde çocuklar aydınlık tarafta büyüyor. bu yola yeni çıkan anne babalara tavsiyem nefretiniz varsa bile bunu çocuğunuz bilmesin sırtına yüklemeyin. bu modernlik , kuma zihniyeti falan değildir. bu çocuğunun sağlıklı büyümesini isteyen ebeveyn düşüncesidir. sevgiler…

  2. yazilimcianne Reply

    Nefis bir yazı daha… ne düşünüyorum biliyo musun, çocugunu böyle yetiştirme gayretin olduğu için o, birgün burda yazdığın herşeyi çok iyi anlayabilecek ve seninle şimdikinden çok daha fazla gurur duyacak, daha fazla sevecek. Sen onu nefretten uzak tutuyorsun, içine sevgi tohumları ekiyorsun, eee işte günü geldiğinde yeşerecek bu tohumlar, dallanıp budaklanacak, meyveleri olacak falan… Nefret etmek kolay bir yol, buna meyilliyiz ama boşvermek, kayıtsız kalmak, hayatı hoşgörmek manevi bir seviye. Çok güçlenmişsin be kadın! Lütfen örnek olmaya, bizleri aydınlığa çağırmaya devam et… Yanlış anlayanlar, anlayamayanlar her zaman olacak, boş ver. Bazıları seni çok iyi anlıyor.

    • admin Reply

      Çok teşekkürler okuduğun için. Benim için bu sözlerin çok kıymetli.
      Kocaman sevgiler yolluyorum. xx

    • admin Reply

      Çok teşekkürler Murat bey. Yazılarınızı mutlaka okuyacağım. Sevgilerimle.

  3. Melek Reply

    Sevgili Bekar anne,
    Yazılarınızı takip ediyorum. Ben sizden bir adım arkada yaşıyorum yaşadıklarınızın aynını.
    Emekleriniz boşuna değil. Yol gösteriyorsunuz.
    Siz ve evladınız her zaman mutlu olun. Bunu kalpten istiyorum.
    Sevgiler.

    • admin Reply

      Okuduğun için çok teşekkür ederim. Benim de hepimiz için dileklerim aynı; mutlu, sağlıklı ve huzurlu olun. Kocaman sevgiler yağmurlu bir İstanbul’dan 🙂

  4. usa Reply

    cok uzaklardan merhaba,
    blogcuanne bir yazi paylasmis sitesinde. bir ceviri aslinda. okudukca hep siz geldiniz aklima. yazacak cok sey var ama bir turlu toparlayamadim.
    guzel gunlere…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir