Bir çok çift için günlerden en telaşlı ve nadidelerinden sayılan sevgülüler gününüzü erkenden kutlamak istedim. Bir hikaye ile başlayalım bu günün önem ve ehemmiyetini ve bana öğrettiklerini sizlere aktarırken.
Efendim bilirsiniz belki; değerli filozof Eflatun’un Sempozyumunda Aristofanes’e anlattırdığı bir ruh eşi hikayesi vardır. Bu hikayeye göre bedenleri top gibi yuvarlak, iki kolu, iki bacağı, başlarının iki tarafında gözü, burnu ve ağzı olan insanlar yaşarmış. Bunların erkeği güneşin ve dişileri de toprağın çocuklarıymış. Bundandır ki bedenleri top gibi yusyuvarlakmış. Bir de üçüncü bir cins daha varmış. Bunlar da her ikisinin birleşimi olan, bir tarafları dişi diğer tarafı erkek olan ve ay’ın çocukları olan Androjenlermiş. Bu 3 insan cinsi de çok güçlüymüş. Tanrılar bunların bu gücünden hiç mi hiç hoşlanmazmış ama sunaklarına bıraktıkları hediyeler ve inançları yüzünden, devlere yaptıkları gibi, onları yok etmek istemezmiş. Bir gün en büyük tanrı Zeus yıldırımı ile bu top gibi yuvarlak olan insan bedenini tam ortadan ayırmış. İnsanlar böylece tek bedenden 2 bedene ayrılmış. Bu nedenle hep ruh ve beden eşlerini aramakla geçirirmiş insan. 
Bu hikaye esasında çok uzun ve çok detaylı. İnsan zihninin çevresinde gördüğü ve yaşadığı doğal olayları nasıl açıkladığını merak ediyorsanız, mitoloji seviyorsanız okuyun derim. Biraz da romantik de bir bakış açısı.
Fakat anne olduktan sonra öğrendim ki, ruh eşi diye bir şey yoktur. Bunu söylememin sebebi kötü ilişkiler yaşayıp başımdan boşanma geçtiğinden değil. Bulduğumuzu sandığımız aşkın ansızın kaybolabileceğini bildiğim gibi, gerçek aşk’ın varlığını da bilirim ve elbette ki inanırım ama insanın çocuğu için hissettiği sevgi… işte o bir ayrılış ve sonrasında bir ömür boyunca süren bir arayıştır ki, tarifi mümkün değil. Gerçek bir ‘ruhtan ve bedenden kopup gitme’ duygusudur.
İster biyolojik olarak karnınızda, ister bir düşünce veya umut olarak yüreğinizde yani bedeninizde taşıdığınız, koruduğunuz evlat gün geliyor bedeninizden ayrılıp gidiyor ya; bu öyle bir his ki yaşayan anlar. Evladınız sizden büyüyüp uzaklaştıkça o eksiklik duygusu daha da yoğun basıyor insanı. Çocuğu yokken yanında, insan hep eksik kalıyor sanki. Tek başına veya dostlar ile yenilen güzel bir yemeğin tadı tam olmuyor misal, onunla paylaşamıyorsunuz ya. İçinizde bir yerde, keşke “o da olsaydı da yeseydi” ya da “muhakkak onu da getireceğim buraya” diyorsunuz. En rahat olduğunuz, çalıştığınız veya en alakasız bir vakitte bile, “acaba nasıl” sorusu geçer içinizden. Kaçımız gece uykusunu uyuyan çocuğumuza bakmak için sevdiği film’i, kitabı veya dizisini bırakıp durduk yere kalkıyoruz? 
Aşk’a inancım büyüktür keza iflah olmaz bir romantiğim ama ruh eşini bulma telaşını, bulunca kaybetmeme telaşını çok ağır hissedenler bilmez daha da ağırı olduğunu. Benzemez o telaş anne olmanın verdiği telaş’a. Daha henüz başlarına nelerin geleceğini bilmiyorlar. Çok daha güzeli var sırada. Hele hele bir de sevdiği ile paylaşılıyorsa ebeveynlik, mükemmel oluyor işte hayat o vakit (Sadece çocuklara fazla çaktırmamak lazım hayatınızın en az %90’ının onların etrafında döndüğünü, şımarıyorlar yoksa).
Yine de güzel bir konsept ruh eşi hikayesindeki, sevgililer günü vesilesi ile hatırlamış oldum Eflatun’u.
 
Bu arada sevgilisinin almış olduğu ama tüketemeyeceği çikolataları olan varsa gayet de bana yönlendirebilir, aklınızda bulunsun.
Yok mu kimse?
Etiketler : ,

Bu Yazıya 4 Yorum Yapıldı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir